YENİ SEÇİM BALYOZU: KÜRT AÇILIMI

Cahit Toprak

Hafızamızı yeniden yoklamak ve Kürt meselesinin dayandığı zemini anlamak için kısa bir önbilgi ile konuya giriş yapmak istiyorum. Bugün Kürt meselesinin geldiği noktayı daha iyi görmek, Cumhuriyetin yanlızlığa mahkum ettiği bir halkın derdine ortak olmak, hibe edilen bir coğrafyanın ve ümmetin kadim halklarının bugününü doğru tahlil etmek ve Kürt meselesinin çözümü adına sarf edilen çabanın hangi eksende seyrettiğini anlamak açısından bu ön bilgi önemlidir.

'Tarihin tozlu rafları' diye başlamayacağım konuya. Çünkü tarihi bir bilgi yığınına dönüşmemiş, görünür ve yazı diline henüz çevrilmemiş bir hakikat var önümüzde. Ülke tarihinin son 40 yılının meşgalesini oluşturan, sorun olarak görülen müslüman bir kavmin acılarını da anlatmayacağım size. Zira henüz acıları taze koskoca bir ümmete çektirilen yığınla zulüm ve işkencenin şahitleriyiz.

12 Eylül askeri darbesi henüz gerçekleşmiş, öncesinde Humeyni, İran Şahı'nı koltuğundan etmiş ve Hama'da on binler Hafız Esad'ın eliyle toplu kıyımdan geçirilmiş... 1980'li yıllar.

Aynı yıllarda Türkiye'nin doğusu yeni bir küfür projesine ev sahipliği yapıyor. Kürtleri kültürel yok oluşa sürükleme operasyonu... Komünizm ile İslami kültürü yozlaştırma hamlesinin figüranı Abdullah Öcalan... Kürtlere zulüm yapanlardan öcünü alacak olan Apo- Kürtçe'de Amca anlamına geliyor- Marksist fikirlerle değil, duygusal ve mazlum bir halkın eşitlik ve adalet özlemine uygun bir söylemle müslüman kürt halkını etrafına toplayabildi. Bu arada şahsına hayranlık duyan bir kısım insanları da kominist eksende islami kimliğini de elinden almayı başardı.

Sonrasında silahlı mücadele biçimini PKK'nin varlık sebebi haline döndürdü. PKK, 1984 yılında Siirt'te ilk saldırısını gerçekleştirdi. Akabinde bölgede yönetimi devirmek ve yerine bir Kürt devleti kurmak hayaliyle gençler aktif silahlı eylemlere yönlendirildi. Ancak silahla hak alınabilir ve güç kazanılabilirdi. Sistematik olarak silahlı her eylemi, halk nazarında, halk için mücadele ettiği söylemini güçlendiren bir argümana dönüştürdü. Çünkü bu mücadele onlar içindi. 'Bın desti'- tutsak olan halkın 'azadi' özgür olması içindi!!

Tarihler 1999'u gösterdiğinde, Kenya'da yakalanarak Türkiye'ye getirilen Öcalan, İmralı yıllarından sonra ve İmralı yıllarından önce olmak üzere iki farklı Öcalan portresi çizdi. Aslında PKK de bu süreçte gelişip serpilen ikili kanat görünümüne büründü. Biri liberal kanadı oluşturdu, öteki ulusalcı-şahinler kanadını. Abdullah Öcalan'ın silahla bu işin sürdürülemeyeceğine hükümet tarafından ikna edilmesinden sonra ise Neo liberal- Amerikancı-  PKK'nın siyasi söylemi daha da güçlendi.

PKK'nin bu süreçte siyaseten her yol Ankara'ya çıkmalı söylemiyle özdeş, ancak partileşme yoluyla varlığını hissettirmesi istenmişti. HEP, DEHAP, HADEP, DTP derken son olarak BDP adıyla AKP döneminde varlığını uzun süre koruyabildi. Sırrı Süreyya Önder, Ahmet Türk, İbrahim Ayhan, Leyla Zana ve Osman Baydemir isimleri PKK içinde zaman zaman ötekileştirilen Amerikancı- güvercin- barış elçileri rolünde faaliyet gösterirken, öte tarafta Emine Ayna, Gülten Kışanak, gibi isimler silahı öncülleyen siyasi söylemler geliştirdiler. 'Taban dağa çıkmamızı istiyor' diyen Emine Ayna ile Osman Baydemir'in 'silahlı mücadele miadını doldurdu' demesi arasındaki söylem farkı çok açıktır. Bir başka bariz fark da, liberal Amerikancı tarafın tıpkı AKP gibi, dini argümanları siyasi hesaplarında kullanıyor olmasıdır.  Başarı için halk desteğinin şart olduğunun geçte olsa farkına vardılar. Doğal olarak dünya görüşlerine aykırı da olsa müslüman kürt halkının desteğini kazanmak siyasi üslupları haline geldi. Diğer kesim ise halen bu durumu kabullenmiş değil ancak partinin güçlenmesi hesabına bu hatta adapte olmuş görünüyorlar.

 PKK, 2005 yılına gelinceye kadar tam 6 yıl bir durgunluk ve çatışmasızlık dönemi geçirdi. Bu çatışmasızlık döneminde TRT Şeş açıldı. Sonrasında Öcalan'dan 'çözüm paketi' teklifi geldi.

Ardından 2009 yılında Obama'nın TBMM'de yaptığı 'Kürt açılımı' vurguları yeni bir sürecin başlangıcı oldu. Kürt açılımında ABD'nin kilit ismi Henry Barkey, The American Interest‘te yayınlanan makalesinde “Suriyeli Kürtler Esad sonrasında Irak Bölgesel Kürt Yönetimine benzer şekilde kayda değer bir özerklik kazandıkları takdirde iki Kürt bölgesi bir miktar öz yönetime sahip olacaklar ve şüphe yok ki bir yere kadar eşgüdüm halinde hareket edeceklerdir. Türkiye ve İran üzerindeki özendirici etkisini kuşatıp sınırlandırmak güç olacak. Türkiyeli Kürtler, merkezi yönetim gücünün Türkiye’deki tüm bölgelere dağıtılmasını çoktan talep ettiler...“ sözleri Türkiye üzerindeki planın ABD projesi olduğunun ispatı mahiyetindedir.

Yukarda da ifade ettiğim gibi iki Öcalan tiplemesiyle karşı karşıya kalan BDP tabanı, bir yandan 'dağdakiler olmasaydı hükümetle bu pazarlığı zor yapardık' hesabıyla PKK'nin silahlı kanadı HPG etrafında bir konsept çizerken, öte tarafta 'başından beri siyaset dilini kullansaydık, bunca insanın ölmesine gerek kalmazdı' diyen Osman Öcalan taraftarı liberal AKP çizgisinde olan ikinci bir taraf oluştu.

Sonrasında Barış rüzgarı veya ilk Kürt açılımı hamlesi Habur sınır kapısında gerçekleştirildi. Haziran 2009 da BDP nin şahinleri adına Emine Ayna, PKK 'nin zaferi gibi gövde gösterileri yaptırdı ve 'Abdullah Öcalan'ın isteği ile geldiler, pişman değiller' dedi.  Tayyip Erdoğan ise 'sil baştan gerekirse başlarız' sözleri ile uzun bir süre, sürece ara verildiğini duyurmuş oluyordu. Bu da gösterdi ki sürece direnen BDP tabanında güçlü bir direniş gurubu var. Murat Karayılan'ın konumu bu açıdan değiştirildi. Cemil Bayık ve Bese Hozat isimleri KCK'nın başına getirilerek süreçteki tıkanıklıklar aşılmaya çalışıldı. 30 Haziran- 5 Temmuz 2013 tarihleri arasında yapılan 9. Kongra-Gel kongresinde alınan bir dizi karar vesilesiyle, bu eksende meydana gelen uyuşmazlığın giderilmesine dönük adımlar atıldı.

Aslında bu noktada Öcalan'ın varlığı Türkiye için ve BDP için tabanı etkilemek için ve tabandan gelen bulanık söylemleri tasfiye etmek için sembolik değeri vardır. Şunu kastediyorum; istenirse Öcalan ismi PKK'nın kurucu manevi ismi olarak bırakılabilir! Çünkü hem ABD hem de AKP barış sürecinde tek sesliliğe ihtiyaç duymaktadır. Bu açıdan Öcalan'ın sembol isim olması stratejik bir derin devlet projesidir. Derin devlette rollerin değiştiği de zaten hepimizin malumudur.

Barış sürecinde zaman zaman zigzaglar çiziliyor gibi bir görüntü var. Burada sürece direnen ulusalcı PKK kanadının sıkıştırmasından söz edilebilir. Böyle olduğu için de Öcalan'ın muhalif açıklamalarla süreci rayına oturtmaya çalıştığını yahut BDP milletvekillerinin çelişkili açıklamalar yaptığını görüyoruz. Son bir yıl içinde demokratik açılımda bir duraksama da gözden kaçmıyor. Bunda elbette 30 Mart 2014 seçimlerinin katkısı olduğu gibi, 17 Aralık-25 Aralık 2013 tarihinde başlayan hükümete yönelik Rüşvet ve Yolsuzluk operasyonlarının da etkisi var. Hal böyle olunca seçim sonrasında kollarını sıvayan hükümetin bir dizi adımları atacağı da zaten bekleniyordu.

Ellerini ovuşturan KCK kanadı da hamleyi ondan önce gerçekleştirdi. 17.05.2014 tarihinden itibaren Diyarbakır -Bingöl yolunda kontrol noktası oluşturarak yol kapatma eylemi gerçekleştirdi. Araçların kontrollü geçişine izin vererek meseleyi 'buralar benden sorulur' pozisyonuna getirdi. Hükümet 23 gün boyunca olaylar çıkmasın bahanesiyle müdahaleden kaçındı.

Hemen iki gün sonra Hükümetten konuyu medyanın gündemine taşıyacak uyumlu hamle gecikmedi. 19.05.2014 tarihinde bir kısım aileler Diyarbakır belediyesi önünde kaçırılan çocukları için eylem yaptı. Hükümetin desteği tamdı. Açıklama üstüne açıklamalar geldi. İlk bakışta karşı hamlelermiş gibi görünen olay aslında kamuoyunun Kürt meselesine tekrar odaklanılmasını sağladı. Bıji aşıti, serhıldana dayikan'- Yaşasın barış ve annelerin başkaldırışı- sloganıyla günlerce beklediler. Öyle ya bir annenin acısına ortak olamayacak hangi hükümet olabilir ki.

Sonrasında 06.06.2014 tarihinde AKP binasında Kürt Çalıştay'ı gerçekleştirildi. Bu çalıştayda BDP'li tek bir milletvekilinin olmayışı dikkat çekti. İki gün sonra Bağlar'da Kalekol inşaatına karşı çıkarken öldürülen gençler için eylem yapıldı. Ve Türkiye'nin gündemine oturan Diyarbakır- Bağlar merkez ilçesi 2. Hava kuvvetleri komutanlığında bayrak indirme olayı gerçekleşti.

Bu noktada sürecin gelişimini değerlendirecek olursak;

1. BDP içindeki her iki kanatta Abdullah Öcalan'ın eliyle sunulan ABD projesine ayak uydurmaya çalışıyor. Özellikle 'yol kesme olayları' AKP'yi sıkıştıran bir hamle gibi görülse de aslında AKP'nin gündeme getirdiği 'başkanlık sistemi' ile entegre bir hareket olduğuna dikkat edilmelidir. Çünkü ancak bir bölgenin güvenliği, o bölgenin özerk yönetimlerinin gerçekleştirebileceği amellerdir. Özerk bölge kavramı da ancak Başkanlık sistemindeki eyalet kavramıyla özdeşleştirilebilir. Tıpkı Amerika'da eyaletlerin güvenliği ve ekonomisi o vilayetin halk tarafından seçilen şahsı tarafından kontrol edildiği gibi.

2.  Her ne kadar A. Öcalan, bayrak olayı ile ilgili olarak 'Türkiye halkını bize karşıt hale getirmeye çalışan provokasyonlara dikkat edilmelidir' diyerek, isteği dışında gerçekleştiği imajı verse de planlı bir eylem olduğu açığa çıkmaktadır. Çünkü bu olaylar gerçekleşmeden evvel, çocukların zorla PKK tarafından kaçırıldığı yönünde kamuoyu oluşmuştu. Ancak bayrağı indiren şahsın 18 yaşından küçük olması ve bayrak gibi ulusalcı ve milliyetçi bir kısım siyasi çevreleri konuya duyarlılığını arttıracak yönde olması, gündem oluşması açısından iyi bir kurgu olduğu söylenebilir. Sonrasında MHP lideri Bahçeli'nin 'bir asker çıkıp ta şerefsize gününü göstermeliydi' diyecek kadar öfkeleri bileyen sözleri ve CHP liderinin 'bayrak indirerek siyaset yapılamaz' demesi gözleri Türkiye'nin doğusuna çevirdi. İstenilen de buydu zaten. Ki bu sayede siyasetin yönü çevrilebilirdi. Beşir Atalay'ın Kürt Çalıştayı'nda sarf ettiği ''yeni bir yol haritası üzerindeyiz'' sözleri Kürt açılımının hükümet eliyle yeniden başlatıldığının duyurusu niteliğindedir.

Hasılı; ABD ve işbirlikçisi AKP açısından 2002 yılından itibaren BDP- AKP- PKK arasında süregelen ''barış hamleleri'' neden önemlidir? AKP, Kürt açılımına neden ihtiyaç duymaktadır? Gerçekten temel sebep Türk -Kürt çatışmasına son vermek mi? Bu anlamda Kürt açılımına duyulan ihtiyacı iki eksende sınırlandırmak mümkün;

1. AKP, Kürt meselesini çözme iradesini göstermek durumundadır. Burada iki seçenekten bahsedilebilir.

a) 2007 yılında anayasada yapılan değişiklikle her 5 yılda bir halk tarafından seçilecek cumhurbaşkanlığı seçimleri, bu yıl 10 ağustos ve 24 ağustos olmak üzere 2 turda gerçekleştirilecek. Bu seçimlere Erdoğan'ın katılması ve seçilmesi yüksek bir ihtimal olarak görülmektedir. Hal böyle olunca T.Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı makamını yarı başkanlık yetkileri ile daha da güçlendirmek istemektedir. Ancak makam koltuğuna kurulmadan evvel Türkiye'nin temel problemlerinden kurtulmak ve elini güçlendirmek istemektedir. Başbakanlığa ise kendi gücünü sarsmayacak geçici bir başbakana teslim etmesi olası görünüyor.

b) Her ne kadar 3 dönem seçilme kuralı AKP tüzüğünün en çok tartışılan maddesi olsa da, son toplantı da bu kuralın geçerli olduğu deklara edildi. Ancak şartların oluşmaması ve Cumhurbaşkanlığı makamında istediği icraatları yapamayacağı endişesini taşırsa yeniden başbakan olmak için tüzük değişikliğine gidebilir. Bu çerçevede, 15 Haziran 2015 tarihinde yapılacak Genel seçimlere kadar elini güçlendirmek için Kürt meselesini nihayetlendirmelidir. Eğer bu meseleyi hükümet çözebilirse seçime güçlü bir propaganda ile girecek demektir. Ayrıca Kürt halkının büyük bir çoğunluğunun oyunu da alabilecektir. ABD, siyasetin merkezine yerleştirdiği AKP'yi çözüm mercisi kılarak iç siyasette R.T.Erdoğan'ı tek aday olarak bırakmak isteyebilir. Haliyle bu yıl olmasa da seçim sonrası tam yetkilerle donatılmış bir başkanlık sistemi kurarak, Erdoğan'ı tüm yetkileri elinde bir başkan yapabilir.

2) ABD, AKP eliyle bu terör olaylarını bitirmek durumundadır. Bilindiği üzere Ukrayna olaylarıyla beraber, Rusya'dan petrol ve doğalgaz sevkiyatında aksaklıklar yaşanmaktadır. Üç ay sonra kış şartları oluşacağından enerji gereksinimi her zamankinden daha fazla Rusya'ya bağımlılığı getirecektir. Bundan dolayı da Türkiye üzerinden Kerkük petrollerini Avrupa'ya taşımak durumundadır. Geçtiğimiz haftalarda Enerji bakanı Kuzey ıraktan 1 milyon varil petrol alındığını duyurmuştu. Dolayısıyla Irak perolünün dünya piyasasına taşınması, beraberinde bu hat üzerinde var olan güvenlik sorunlarının da bitirilmesini zorunlu kılmaktadır. Dolayısıyla sabotaj ihtimalini ortadan kaldıracak düzeyde PKK'yi pasif hale getirmesi gerekmektedir. Bundan dolayı IŞİD olayı ile beraber Kerkük hattından itibaren Kuzey Irak bölgesini tümden devlet statüsü vereceği Barzani'ye terk etmesi bu açıdan muhtemel görünmektedir. Bu sayede Irak askerlerinin Bağdat hattına çekilmesiyle Kürtlere has bir bölge ve Bağdat hattından Kuveyt sınırına kadarda şiilere has bir bölge ve arada kalan kısım ise IŞİD kontrolünde sünni bir alan oluşturulabilir.

Sonuç olarak, serdettiğim tüm bu öngörüler, siyasi bir analizden ibarettir. Ancak siyaset üstü bir güç vardır ki o da Allah Subhaneh-u ve Teala'dır. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır. Batılı güçlerin İslam beldelerinden biri olan ve yıllarca İslam ümmetinin hurumatı için canını ortaya koymuş bir halkın yaşadığı yer olan, eskilerin değimiyle Vilayat-ı Ekrat toprakları, bugünlerde küfrün her türlü entrikalarını çevirdiği bir mahalleye dönüşmüş malesef. Her bir taife sırtını bir kafir güce dayamış, onunla kuvvet kazandığını zannetmiş ve kendince hesaplar yapıp durmaktadır. Şu hiçbir zaman unutulmamalıdır.  Ne AKP, ne BDP (yeni adıyla HDP) ne de diğerleri hiçbir zaman bu ümmetin temsilcisi olmadılar, pazarlamaya çalıştıkları batıl fikirleriyle de hiç olamazlar.

Kürtlerde bir atasözü vardır. 'Ko carê devletê seri ğa dani, dıranê insana dı pelogê da dışkê' -Bir defa devlet boyun büktüğünde insanlar helva yerken bile dişleri kırılır'. Evet, batıyla aşık atan devletler, kendine has politikalar ve siyasi iradeden yoksun olan devletler hiçbir zaman halkının maslahatlarını düşünmezler. Bu bir realitedir. Yazık ki; 90 küsür yılda ancak kapitalizmin ihdas ettiği liderlerden ancak bu kadar beklenir, fazlası değil. Vesselam..

 

 


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz