ANLAMADIKLARI ŞEYLERİ KINARLAR

Mehmet Çetinbudak

Anladın mı? Anladım…

Hayır. Hiçbir şey anlamadın. Sadece anlamış gibi yapıyorsun.

Bir bilim adamının köpekler üzerinde yaptığı deney sonucu ortaya koymuş olduğu fizyolojik yaklaşımı bilirsiniz. Bir uyarı sürekli tekrarlandığında, sonunda “koşullu refleks” dediğimiz bir alışkanlık ortaya çıkar ve birey o uyarıyla her karşılaştığında alışkanlık haline gelmiş, kalıplaşmış bir davranış gösterir. Ya uyarının gereğini yapar ya da yaparmış gibi davranır; aslında bu hiçbir şey yapmamakla eşdeğerdir.

Kınamak kavramını hiçbir şer’î delille bağdaştıramayacağınız için yazının devamında zihniniz zaten KINAMAK kavramının, koşullu refleksle bağlantısını kuracaktır.

Muhatap olduğumuz bir insanı, yaşadığımız ya da haberini aldığımız bir vakıayı, okuduğumuz ve üzerinde düşündüğümüz bir metni anlayıp anlamadığımız sorgulandığında, dört temel farkındalık ya da bilinç durumu söz konusudur.

1- Anladığını ya da anlamadığını anlama durumu

2- Anladığını ya da anlamadığını anlamama durumu

3- Anladığını ya da anlamadığını anlamlandırmakta zorluk çekmek durumu

4- Anladığını ya da anlamadığını anlamadığı halde, sanki anlamış gibi mesaj ve sinyal vermek ve üstüne üstlük bir de bu durumun farkında olmama, olamama durumu

“Anlamak” konusuyla ilgili hepimizin bildiği bir konu üzerinden örnek vermek istiyorum. Bilindiği üzere ülkemizde, her yıl kutlu doğum haftası vesilesi ile birçok konferanslar, etkinlikler, kutlamalar, mevlitler düzenleniyor. Oysa bizler her zamanki gibi diyoruz ki Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’i anlamak O’nun şeriatına tâbi olmakla olur! O’nu pratik hayatımızda örnek kabul etmekle olur. Bunu da ancak Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in İslâm’ı nasıl yaşadığını anlarsak başarabiliriz. Çünkü bizler, Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’i her konuda örnek almakla sorumluyuz.

Şüphesiz ki, Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem, kendisini anlayan ve getirdiği şeriatına tâbi olan bir ümmetten memnun olur. Gerek insanlar arasında yaşadığı dönemde gerekse de sonrasında 1300 yılı aşkın İslâm nizamının hüküm sürdüğü dönemde getirdiği mesajın insanlar tarafından “anlaşılmış yani anlaşılabilir” olduğunu bizler gördük. İçinde yaşadığımız zaman diliminde ise Rasul’ü anladığını iddia eden ama aslında anlamakla uzaktan yakından bir ilgisi olmayan yönetici ve âlimlerle maalesef aynı atmosferi soluyoruz.

Rasulullah’ı nasıl doğru anlayabilir ve hayatımızı, İslâmî ölçüler doğrultusunda, nasıl yaşayabiliriz? İslâm nizamını nasıl tatbik ettiğini ve risaletini  nasıl taşıdığını tam anlamıyla anlıyor ve uyguluyor muyuz?

İslâm’ı, Rasulullah efendimizin anladığı gibi anlarsak, İslâm’ı kısıtlı bir tarzda yaşamanın, Allah’ı razı etmeyeceğini anlar, İslâm’ı toplumda, devlette, ekonomide, sosyal hayatta, siyasette uygulamanın Rasul’ü doğru anlama ve Allah’a yakınlaşma olduğunu biliriz.

Başımızdaki yöneticiler Rasul’ü ne kadar doğru anlayabildiler? Özellikle kâfirlerin korkmadan çekinmeden Rasul’e ve Rasul’ün getirdiği risaletin değerlerine, daha da ötesi Müslümanların kanlarına, canlarına, vahşi hayvanların saldırmaları gibi saldırmaları karşısında, Rasul’ün yolunda olduğunu iddia eden yöneticilerin tepkileri hiç de Allah ve Rasul’ünü memnun edecek tarzda olmuyor...

Bundan biz de sorumluyuz. Neden mi? Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’i kendi hayatımızda örnek alırken aynı zamanda Rasulullah’ı örnek almayan yöneticileri muhasebe etmemiz gerekiyor da ondan. Kimlerden mi bahsediyorum? Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in Kur’an’la ve Sünnet’le örnek olduğu ama örnek alınmadığı bugünün yöneticilerinden… Allah aşkına onlar Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’i ne kadar anladılar ki?

Buna rağmen Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e iman eden bütün bir halk kendilerini başlarına vekil tayin etmiş.

Kâfirler korkmadan utanmadan Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e ve her çeşit zulmün kol gezdiği Müslümanların ülkelerine vahşi hayvanlar gibi saldırırlarken, Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in yolunda olduğunu iddia eden yöneticilerin tepkileri nasıl oluyor? KINAMAK! Biz Müslümanlar yolumuzdan şaşırdık mı ki Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in yönetiminden ve metodundan mahrum olan bu insanlara, hangi şer’î gerekçeyle güvenelim?

KINAMAK! Ne kadar da muğlak bir ifade. Şöyle düşünün, 9 yaşındasınız ve 5 yaşındaki canınızdan çok sevdiğiniz, sokağa çıkarken annenizin önce Allah’a sonra size emanet ettiği kardeşinizi sokağın ortasında Hristiyan ya da Yahudi çocukları dövse, tavrınız şöyle olur mu?

M: Bırakın kardeşimi, yoksa sizi KINARIM

Y: Ne? Ne yapacakmış? Döverim mi dedi? Kaçsak mı? Tek başına ama Müslüman çocuğu bu, belli olmaz, hepimizi döver ha!

M: Bak hala kardeşimi dövüyorlar. KINIYORUM sizi KINIYORUM işte.

Y: ??? Ne demek istedi acaba? Somut olarak bir şey yapacak mı? Bunun bizim canımızı acıtacak yönü nasıl olacak? Biz KINAMA’nın hangi harfinde yere düşeriz. Beddua mı bu? Ne demek ki bu, tehdit mi etti bizi? Nasıl bir şey bu? Dövmeyi bıraksak mı acaba?

Bir Müslüman kesinlikle kardeşini, annesini, babasını, bacısını, eşini, çocuklarını ve akrabalarını zalime teslim etmez, zulmüne göz yummaz, ahval ne olursa olsun, gerekeni yapar ki bu fıtrattan gelen bir tavırdır. KINAMAK yaratılışa aykırıdır, kabul edilebilir bir tavır değildir. Tavuk bile civcivini aldığınızda sizin peşinizi bırakmıyorsa hesabı siz yapın.

 Vallahi Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in hayatında İslâm’da netlik, azim ve kararlılık vardı. Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem ve beraberindeki arkadaşları İslâm uğrunda çok büyük acılara göğüs gerdiler, çok zulme uğradılar ama her an Allah’tan yardım dileyerek mücadelelerine devam ettiler. Kapitalist nizam altında Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’i anlamanın önündeki engeller o kadar artmış ki İslâm dininde içerik olarak anlaşılmayacak bir şey olmamasına rağmen, zihinlerimizdeki İslâm kültürümüz kâfirlerden ithal edilen fikirlerle öylesine sarmaş dolaş ki, ne kadarının İslâm, ne kadarının küfür olduğu toplum nezdinde net değil.

Diğer taraftan, İslâm’ı anlamak, Rasul’ü anlamak suç olmuş! Meğer Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’i örnek almayan yöneticileri muhasebe etmek aslında onların ihanet kokan işlerine çomak sokmakmış. Yoksa neden muhasebe edildiklerinde “Vay hainler, siz misiniz devlete ihanet edenler? Demek İslâm Devleti kurup, Hıristiyan/Yahudi dostlarımıza savaş açacaksınız ha? Hadi bakalım. Size yine zindanların yolu gözüktü...” diye karşılık verilir miydi?!

Rasul’ün imamlığından,  zindanlara hapsettiğiniz, cezalara çarptırdığınız kardeşlerimiz kadar siz de örnek alın da adalet ve insanlık öğrenin en azından.

Kendisine güvenenlerin güvenini boşa çıkarmak, konuştuğunda yalan söylemek, emanet edilene riayet etmemek bildiğiniz gibi Müslümanların özelliklerinden değildir.

Mülkiyetlerimizi korumaktan aciz, emanetlerimize ihanet eden, güvenimizi boşa çıkaran, zalim, sadece kendilerinden olanları kayıran bütün yöneticilere sesleniyorum. Çünkü önce Türkiye’nin verimli GAP bölgelerinin topraklarını, sahillerini yer altı zenginlikleriyle madenleriyle kâfirlere satarak kontrolü onların ellerine geçirmiş, başta Yahudiler olmak üzere kâfirlere satmıştır. Bu kâfir ülkelerin Türkiye’den elde ettikler gelirleri hesap edildiğinde korkunç rakamlar çıkıyor. Eh şimdi rol icabı geri istense de, zamanında verilen “cesaret ödüllü” yöneticilere Müslümanlar canını, malını nasıl emanet edebilir ki…

Sizce, Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem zamanımızın yöneticileri tarafından anlaşılmış mıdır? Anlayan yöneticinin nasıl davranması gerekir? İsterseniz önce anlaşılmak nedir ona değinelim.

Bazen, biz bir şey anlatırken, karşımızdakinin hafifçe başını sallaması, basit bir gülümsemesi, bazen ise uzun bir yorumuyla anlaşıldığımız hissini içimize yayıp rahatlığa kavuşuruz. Anlaşılmak güzeldir, rahatlatır, güvendir. Bir bakıma onaydır. Yaşadıklarımızın yalnızca bize has olmadığının, başkalarına da aşina olduğunun ve paylaşılabileceğinin göstergesidir.

Anlaşılmak böylesine rahatlatıcı ve huzurlu iken, anlaşılmamak yalnızlık, gariplik, sıra dışılık, hiçbir yere ait olmamak hisleri ile bağdaştırılır. Kasvetlidir, sıkıntılıdır. Şöyle bir baksak, hepimizin zaman zaman “Beni yanlış anladın”, “Niçin beni anlamıyor?”, “Beni anlasaydı bunu yapmazdı” benzeri iç replikleri olmuştur.

Hele de günümüzde internet, cep telefonu gibi her an her yerde istediğimizle bağlantı kurabildiğimiz iletişim teknolojilerinin yaygın olduğu bir çağda başkalarıyla daha sık bağlantı kurup, daha çok fikir alışverişi yaparken anlaşılmamak sıklığımız daha da artıyor. Daha çok anlaşılmamak, daha çok sıkıntı demektir. İlişkilerde yüzeyselleşmek, başkalarından kopuk hissetmek veya öfkelenmek de anlaşılmamak hissi ile yakından akrabadır.

İki kişinin birbirini doğru anlamasının önemi tartışılmaz. Peki, koca bir toplumun birbirini yanlış anladığını düşünelim. Mesela, şu ülkede sayı bakımından ne kadar çok Müslüman var ama herkesin İslâmî anlayışı sanki birbirinden farklı. Kimse birbirini anlamıyor, yeri geliyor bu yüzden en yakınlar bile anlaşamıyor. Oysa birbirimizi doğru anlamanın tek yolu İslâm’ı doğru anlamaktan ve aramızda İslâm’a dayalı kardeşlik bağı kurmaktan, İslâm’ı doğru bir şekilde uygulamaktan geçiyor ki Allah’ın gönderdiği Rasul’ün yolundan gidebilelim.

Muhakkak ki, Allah Subhanehû ve Teâlâ kullarına peygamberleri aracılığıyla indirdiği hükümleri anlaşılsın diye gönderdi.

Kur’an’ı Kerim’de, Allah Subhanehû ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:

“(Ey Peygamber!) Bu, bir mübarek Kitap’tır ki, ayetlerini düşünsünler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdik” (Sâd 29)

“Gerçekten bu Kur’an, (insanları) en doğru yola iletir ve salih ameller işleyen müminlere büyük bir mükâfat olduğunu müjdeler” (İsra 9)

“İndirdiğimiz bu Kur’an, mübarek bir Kitap’tır. Ona uyun ve hükümlerine karşı gelmekten sakının ki, Allah’ın rahmetine erişesiniz.” (En’am 155)

Her bir insanın üzerine düşen görev tek ilah olan Allah Subhanehû ve Teâlâ’nın kendisine Kur’an’ı Kerim’de ve Rasul’ün hayatında ne emrettiğini anlaması, anlamaktan maksat da onun ahkâmı ile amel etmesi ve gösterdiği yoldan yürümesidir.

İnsanlık ne zaman Allah’ın hükümlerini anlamış, yönelmiş ve onu rehber edinmişse, maddi ve manevi olarak en ileri medeniyete sahip olmuştur. Peygamberimiz SallAllahu Aleyhi ve Sellem bu gerçeği şöyle dile getirmiştir:

“Şüphesiz ki Allah, Kur’an’la (amel edenleri) yükseltir, (ona uymayanları) düşürür.” (Müslim, Müsafirîn 269)

Şimdi soralım. Başımızdaki yöneticiler, Müslümanların kanları akıtılırken neden KINAMAK’tan başka bir şey yapmıyorlar? İslâm’ı anlamıyorlar mı? Kardeş olduğumuzu anlamıyorlar mı? Emanetin ne demek olduğunu anlamıyorlar mı?

Anlasalar Allah’ın kendilerine emrettiği gibi davranırlardı. Dolayısıyla anlamıyorlar. Çünkü anlayan ve Allah’a inandığını iddia eden bir Müslümanın imanını ispat etmesi için Allah’ın emrettiği şekilde amel etmesi farzdır.

Zulüm altındaki kardeşlerimizin hissiyatını Filistin’li bir annemizin ağzından duymak istersiniz diye düşündüm.

“Sadece Allah’a havale ediyorum. Ramazan ayındayız. Önce evimiz F-16 uçaklarıyla vuruldu. 5 dakika sonrasında da yine F-16 uçaklarıyla evimiz yıkıldı. İsrail’in iddia ettiği askeri yerler bunlar mı? İsrail’in söz ettiği füzeler bunlar mı? Hani aradıkları füzeler? Evimizi başımıza yıkmak istiyorlarsa yıksınlar. Biz 1948’de İsrail’in bizi çıkardığı topraklardaki evlerimize geri döneceğiz. Geride bıraktığımız evlerimizi yeniden inşa edeceğiz. Ben sadece Filistinli kardeşlerimize sesleniyorum. Bundan sonra yalnızca Allah’ımız ve biz varız. Araplar bilsinler ki biz Kıyamet Günü’nde onlardan hesap soracağız. Filistin halkına sesleniyorum: 1948’de işgal edilen yerlerde, Batı Şeria’da ve Kudüs’te artık ayaklanın. Ayaklanın çünkü artık kaybedeceğimiz hiçbir şey kalmadı. Hiçbir şeyimiz kalmadı. Evlerimizi başımıza yıksınlar. İnşaAllah evlerimizi onların enkazında yeniden inşa edeceğiz.”

Türkiye yöneticilerinin ve milletvekillerinin ne kadar şiddetli bir KINAMA yaptıklarını BBC’nin haber kaynaklarından bakalım:

“İsrail'in Gazze'ye dönük hava saldırılarına en sert çıkış yapan ülkelerden olan Türkiye, dün gece başlayan kara operasyonuna da aynı sertlikte ve tüm siyasi partilerin katılımıyla "topyekûn" tepki verdi.”

“TBMM'de temsil edilen dört siyasi parti ortak bildiriyle İsrail'i kınama kararı alırken, hükümet de operasyonun sonlandırılması ve İsrail'in baskı altına alınması için uluslararası mekanizmaları harekete geçirmeye çalışıyor.”

Görüyorsunuz, aynı sertlikte KINADILAR ki o kınamanın şiddetiyle İsrail’de binalar yıkıldı, insanlar öldü, herkes bu kınamadan nasibini aldı, tüm Yahudilerin yüzü kızardı. Bu mu yani? Yapabileceğiniz bu mu?

Daha önce de defalarca söylediğimiz gibi başımızda yöneticileri muhasebe eden ve tüm halkımızı buna davet eden bizler yine deriz ki:

Biz gasıp Yahudi varlığı İsrail’i kınamıyoruz!!!

Çünkü biliyoruz ki:

Ancak zayıf ve aciz olanlar kınar!

Gücü yetmeyen ve düşmanından korkanlar kınar!

Haddini bildiremeyen ve Müslüman kardeşlerine yapılanların hesabını soramayanlar kınar!

Kuru bir özür ile tatmin olacağını açıklayanlar kınar!

Dik bir duruş gösteremeyen ve zillete mahkûm olanlar kınar!

İşte o yüzden biz, “Siyonist ve gasıp Yahudi varlığını kınamıyoruz. Zira ona karşı sadece ve sadece ordular harekete geçirilmelidir” diyoruz.

Eğer, Allah’ın emrettiği şekilde amel etmekten geri duruyorlar, konjonktürün izin verdiği ölçüde, söz ile, “kınamak” ile, hiçbir yaptırım ortaya koymadan, hiçbir kâfiri tehdit etmeden, hiçbir zalimi karşılarına almadan, hiçbir dengeyi bozmadan, sadece “kınıyorlarsa” üzerlerine gelecek Allah’ın azabını bekleyedursunlar.

Arada bir, toplum olarak biz de yöneticileri ve niyetlerini yanlış anlıyoruz, anlamıyoruz! Niyetleri yokken niyet yüklüyoruz, amaçladıkları şeyin araç olduğunu söyleyenler çıkabiliyor. Arkasından gidilen kişiler gerçekten anlaşıldıkları için mi takip ediliyor?

Örnek vereyim: “VAN MİNÜT” (one minute) vakası. Recep Erdoğan “aman ha, yanlış anlaşılma olmasın, tepkim İsrail başkanı Peres’e değil, moderatöre” diyor. Halkımız, “son padişah ağzının payını verdi” diyor. Buyurun aşağıdaki metin, Tayyip Erdoğan’ın Davos’taki konuşma metni:

-Herhangi bir şekilde ne İsrail halkını ne de Peres’i hedef aldım. Aksine bugün öğlen yapılan panelde de akşamki panelde de anti-semitizmin insanlık suçu olduğunu kabul eden bir başbakan olduğumu ifade ettim.

-Tabii usûl açısından burada bir şeyi hatırlatmalıyım. Bugün öğlen katıldığım panel saat 14:30’da başlaması gerekirken Sayın Aliyev’le 20 dakika bekledik. Ancak 2 kişiden başka kimse gelmedi ve 14:50’de panele başladık.

-Akşamki panele gelince Sayın Mun 8 dakika konuştu. Ben 12 dakika konuştum. Sayın Musa 12 dakikaya gelince konuşmasını kesti.

-Buna mukabil İsrail Cumhurbaşkanı 25 dakika boyunca toplantı usûl ve adabına aykırı bir şekilde doğrudan bana hitap ederek Davos’ta alıştığımız tartışma adabına aykırı hareket etti.

-Uluslararası panel kurallarına göre yönetici bu tür toplantılardaki yönetim anlayışının dışına çıktı.

-Toplantı moderatörüne karşı bir tepki ortaya koydum ve bitmek üzere olan toplantıyı terk ettim.

-Bunu özellikle açıklamak istedim çünkü bu arada hedef saptırılabilir.

-Yumuşak başlıyım ama uysal koyun değilim.

Eğer, anlamalarına rağmen Allah’ın emrettiği ölçüde amel ortaya koymaktan geri duruyorlarsa bilsinler ki Rabbimizin Tevbe Suresi 24. ayetii kerimesiyle ve daha nice ayeti kerimelerle muhatap olacaklardır.

“De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabanız kazandığınız mallar, kesata uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız meskenler size Allah’tan, Resulü’nden ve Allah yolunda cihad etmekten daha sevgili ise, artık Allah emrini getirinceye kadar bekleyin. Allah fâsıklar topluluğunu hidayete erdirmez.” (Tevbe 24)

“Benim Kitabım’dan yüz çeviren bilsin ki onun dar bir geçimi olur ve Kıyamet Günü de onu kör olarak haşrederiz. O zaman: Rabbim! Beni niçin kör olarak haşrettin, oysa ben gören bir kimseydim, der. (Allah) buyurur ki: İşte böyle. Çünkü sana ayetlerimiz geldi; ama sen onları unuttun. Bugün de aynı şekilde sen unutuluyorsun! Doğru yoldan sapanı ve Rabbinin ayetlerine inanmayanı işte böyle cezalandırırız. Ahiret azabı, elbette daha şiddetli ve daha süreklidir.” (Taha 124-127)

“O gün, Cehennem getirildiği zaman. İşte o gün insan anlar. Fakat bu “anlamanın” ona ne yararı var?” (Fecr 23)

Ey yöneticiler!

Anlamamız gerekenleri hakkıyla anlayalım ki, Mahşer Günü’nde Rabbimize sunabileceğimiz bir hüccetimiz olsun. Peki, neyi anlayalım?

-Rabbimizin gönderdiği şeriatı doğru anlayalım,

-Müslümanların içinde bulunduğu durumu doğru anlayalım,

-Üzerimizdeki küfür kanunlarının küfür olduğunu anlayalım, düşmanlarımızı anlayalım, kâfirden yardım gelmeyeceğini anlayalım,

-Bu sıkıntıdan nasıl kurtulacağımızın İslâmî çözümünü doğru anlayalım,

-Bu İslâmî çözüme, ölüm-kalım meselesi nazarıyla bakıp sarılmamız gerektiğini anlayalım,

-Bâtılın karşısında hakkın mücadelesini verirken, Allah’ın vaadlerini, Rasul’ün müjdelerini anlayalım,

-Allah’tan yardım gelinceye kadar kâfirlerle, onların bâtıl sistemleri ve fikirleriyle durmadan, yılmadan mücadele etmemiz gerektiğini anlayalım,

-Bir kez daha söylüyorum: Yahudiler ile ancak ordular ile mücadele edileceğini anlayalım,

Bunları anlamazsanız, bir Latin atasözünde geçtiği ve yazıma isim olan cümledeki gibi “Anlamadığınız şeyleri KINARSINIZ”.


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz