TÜRKİYE'DE SAĞLIK SEKTÖRÜ “ÖLDÜ” !

Mehmet Çetinbudak

Her insanın, hayatın seyrinde problemlerle karşılaşması muhtemeldir. Bazen kendisiyle, bazen çevresindeki diğer insanlarla, bazen devletle problemler ortaya çıkabilir. Probleme bakış, ona bakış açısının farklılığı ile değişkenlik arz eder.

Araştırma ise insanın uzvî ve içgüdüsel ihtiyaçlarının tamamını doyurma teşebbüslerinden kaynaklanan sorunlarını çözümleme hakkında olmaktadır. Bundan dolayı araştırmanın esası insandır. Öyleyse sorunlar diye bilinen şeye bakışın insânî bir sorun olarak kabul edilip ona göre bakılması gerekmektedir. Zira sorun, insanın bir açlığını doyurma çabasından kaynaklanmaktadır. O halde bu, kesinlikle insânî bir sorundur.

Nitekim insan, bekasına, türüne, nesebine, malına, güvenliğine, inancına ve şerefine karşı düşkündür. Yiyeceğini, giyeceğini ve meskenini temin etmede çaba sarf eder. İşte bunlar insanın sorunlarıdır ve fiilen talep edilen bunların temin edilmesidir. O halde bu çözümlere insânî çözümler olarak bakılmalıdır. Çünkü bu başka bir insan nezdinde ve tüm insanlar için ihtiyaçtır. O halde araştırma, bunun insan için karşılanmasıdır. Çünkü bu insânî bir sorundur.

Sağlık imkânlarının, öğretimin ve toplumun güvenliğinin sağlanması gibi sorunların tamamında durum aynı şekildedir. Tüm bu hususlar sağlık sorunu, eğitim sorunu ve güvenlik sorunu olarak değil insânî sorunlar olarak değerlendirilmelidir. Dolayısıyla araştırma ve ihtimam konusu bizzat insandır. O halde mesele, insanın fıtrî yaratılışından, uzvî ve içgüdüsel ihtiyaçlarının düzenlenmesi keyfiyetinden kaynaklanan sorunlara yönelik bir araştırmadır.

Makalemde sizlere, insanın sorunlarından sadece bir tanesi olan “sağlık” sorununun, aciz olan insan aklından çıkmış kapitalist nizam ile yönetilen Türkiye Cumhuriyeti’nde nasıl çözümsüz hâle getirildiğini yaşanmış vakıalarla, kanınızı donduracak ifadelerle, sağlık sektörünün zulmüne uğramış bir ağabeyimizin ağzından sizlere aktarmak istedim. Kendisiyle dertleştiğimiz birgün küçük yaştaki oğlunun hastalığından ve bu hastalığın tedavisi sürecinde yaşadıklarından bahsetmişti. Ben de eğer uygun görürse kendisiyle bir mülakat gerçekleştirip, bu yaşanmışlıkları ümmet-i Muhammed ile paylaşmak üzere randevu talep etmiştim. Ağabeyimiz, bizleri kırmayarak memnuniyetle bu talebimizi kabul etti. Makalemin bundan sonra ki kısmı mülakat şeklinde geçecek.

Mehmet (M): Esselamu aleykum Gökhan ağabey

Gökhan  (G): Ve aleykum selam kardeşim

M: Öncelikle bizleri kırmayarak, daha önce aramızda konuştuğumuz “evladınızın hastalığı konusu ve yaşadıklarınızı” mülakat olarak görüşme talebimize icabet ettiğiniz için Allah sizden razı olsun. Umarız ki sağlık sektöründe yaşanan zulmü tüm Müslümanlar idrak ederler.

G: Amin

M: Kısaca bize kendinizi tanıtabilir misiniz? Ne iş ile meşgulsünüz?

G: Ben Gökhan. 3 çocuk babasıyım. İnşaat işleriyle uğraşıyorum.

M: Hasta olan oğlunuz kaç yaşında? Hastalığı tam olarak nedir?

G: Oğlum, 2012 yılı Haziran ayında doğdu. Doğduktan 20 gün sonra göğsündeki hırıltı sebebiyle Bursa Çekirge’deki Dörtçelik Çocuk Hastanesi’ne götürdük. Zatürre olduğunu düşündüklerini söylediler. 5-6 gün sonra bebeğiniz ağırlaştı diyerek yoğun bakıma aldılar. Hiçbir müdahale, hiçbir tedavi yapılamadı. Biz de bebeğimize daha iyi bir tedavi imkânı oluşturmak için Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesine götürme kararı aldık. Orada, 6 ay sonrasına ancak randevu verebileceklerini söylediler. Fakat ilgili doktorun sekreteri, bize bir “sır” verdi. “650 TL verirseniz, doktorun özel muayenehanesine gidebilirsiniz” dedi. Biz de mecburen öyle yaptık. Doktor, hastalığın teşhisi için kan alınıp, test için BURTOM Sağlık Grubu’na gönderilmesi gerektiğini belirtti. Test ücreti 1,800 TL. Test sonuçları 15 gün içerisinde geldi ve hastalığın teşhisini koyabildiler. Oğlumun hastalığı “Spinal masküler atrofi (SMA) + Kronik Solunum Yetmezliği + Trakeostomi Durumu” bu hastalığın dünyada 6 milyonda 1 görülen bir hastalık olduğu söyleniyor.

M: Hastalığın tedavi sürecinden bahsedebilir misiniz? Hastanede tedavi nasıl oluyor?

G: Oğlumun hastalığının belirtilerinden bahsetmem gerekirse, kendi kendine nefes alamama, yutkunamama, normal yolla beslenememe, kaslarını istemli olarak kullanamamayı sayabilirim. Hastanede, solunum cihazına bağlanıyor, kaburga altından enjektör ile beslenmesi ve sıvı takviyesi sağlanıyor. Sadece, ciğerlerde enfeksiyon gibi bir durum olursa, antibiyotik takviyesinde bulunuluyor. Onun dışında, tedavi yok. Hakkım olduğunu bilerek, hastane çıkışında 1 aylık giderlerimizin devlete kesilen faturasını rica ettim. 4 ay içinde bana fatura verebildiler. Toplamda 42,000 TL’lik bir fatura.

M: Evde tedavi devam ediyor mu? Evdeki sağlık teçhizatlarını nasıl temin ettiniz? Onların elektrik giderlerini nasıl karşılıyorsunuz? Diğer sağlık ekipmanlarını nasıl temin ediyorsunuz?

G: Oğlum, 1 ay hastanede kaldı. Sonrasında eve çıkarmayı uygun gördük. Bu noktada, sizlerle paylaşmak istediğim bir anekdot var. Biz, oğlumuzu eve çıkarmak istediğimizde hastane bize bir takım evraklar imzalattı. Bazı konularda bizi bilgilendirmek için zannediyorum ki evrakları imzalamamızı beklediler. Sonradan bilgilendirildik ki, çocuğumuzun evde yaşamını devam ettirebilmesi için 60,000 TL’lik sağlık ekipmanı gerekiyormuş. Biz bunların, devlet tarafından temin edileceğini düşündük. Sonradan öğrendik ki, bu gibi durumlarda devlet, vatandaşını Medikalcilerin insafına terk ediyormuş. Hiçbir sağlık statüsü, doktorluk, eczacılık vs. olmayan medikalcilerin anlayışı, çok sade bir dil ile “düşmüş bir insana, bir kez de ben vurayım” anlayışından başka bir şey değil. Kendi çabalarımla, ekipmanların, üreticilerini bularak daha uygun fiyatlar ile imkânlarımızı zorlayarak kendimiz temin ettik. Solunum cihazını ve diğer yaşam ünitelerini eve kurup, oğlumun bakımını evde yapmaya başladıktan 4 gün sonra bir şok daha yaşadık. Elektriklerimiz kesilmişti ve tüm cihazlar doğal olarak elektrikle çalıştığından durmuştu. Suni teneffüs ile oğlumu hayatta tuttuk. Tükenmez kalemin içini çıkararak, oğlumun nefes borusundaki tıkanmışlıkları çekerek temizledim. Neyse, fark ettik ki hastane, bu kadar önemli bir konuda da bizi bilgilendirmeyi ihmal etmişti. 8.5 Kw’lık bir jeneratöre ihtiyacımız olduğu belirlendi. Belediye, Valilik, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı vs. temasa geçmediğimiz yer kalmadı, fakat devletin hiçbir organı bize bu konuda yardım etmedi. Yine, daha önce de olduğu gibi kendi imkânlarımızla jeneratörü de temin ettik. Bundan sonra, ay sonunda yaşadığımız bir şok daha oldu ki o da elektrik faturasıydı. 700 TL fatura gelince, ben yine Enerji Bakanlığıyla temasa geçtim, fakat onlar elektrik şirketinin özel bir şirket olduğunu ve bu konuda bir yaptırımları olamayacağını belirttiler.

M: Devlet bu konuda size yardım etmiyor mu? Gerekli makamlarla temasa geçtiniz mi?

G: Temasa geçmediğim devletin kurumu kalmadı. Hiçbirinden de olumlu yanıt alamadım. Bazısı 50 TL yardım etmeyi önerdi, bazısı elektrik kullanmama rağmen kömür gönderdi, bazısı oğlum beslenemese dahi makarna yardımı yaptı. Ben bu hesabı yapamıyorum ama devlet bir şekilde kendi hastanesinde aylık 42,000 TL’ye bakılabilen oğlumun, benim tarafımdan asgari ücret ile bakılabileceğini düşünüyor olmalı.

M: Yaşam ünitelerinin dışında, belli zaman aralıklarında değiştirilmesi zorunlu olan ne gibi ekipmanlar var ve bunların ücretleri neler?

G: Solunum cihazına (ev ventilatörüne) bağlanan solunum devresi var. Bu devre, mount katater, bakteri ve nem tutucu filtreden oluşuyor. Medikalcilerde fiyatı 250 TL, ben 90 TL’ye üreticisinden temin ediyorum. Burada yine ilginç bir nokta var. Solunum cihazının üretici firmanın servis yetkilileri, bu solunum devresinin 15 günde 1 değiştirilmesinin zorunlu olduğunu, aksi takdirde olabilecek olumsuz bir durumda üzerlerine sorumluluk almayacaklarını belirtiyorlar. Doktor ise ayda 1 değiştirin diyor. SGK ise ilginçtir, yılda sadece 2 tane veriyor. Bunun dışında aspirasyon sondası kullanılıyor. Ne için? Yutkunma refleksi olmadığı için akciğere kadar oluşabilecek solunum yolu tıkanıklıklarını açmak için, ağız için ve her burun deliği için. Her bakımda 4 tane kullanıyoruz. Günde 24 tane kullanılıyor. Tanesi 1 TL. Aylık 720 TL yapar. Bunun dışında, Trakeostomi Kanülü var. Teorik olarak ayda 4 tane. Ama ev ortamında, en ufak bir durumda sterilize imkânı olmadığı için çöpe atmak zorunda kalıyoruz, yenisini kullanıyoruz. Tanesi 85 TL. Beslenme enjektörleri, diğer enjektörler vs.

M: “Sağlık sektöründe iyileştirmeler yapıldığı, artık herkesin istediği hastanede ücretsiz olarak muayene ve tedavi olabildiği” söyleniyor. Bu konudaki görüşlerinizi alabilir miyiz?

G: Tamamen koca bir yalan. Paranız varsa belki özel hastanelerde sizinle ilgilenirler. Hastanelerde, oğlumun hastalığını doktorlara ben anlatıyorum. Beni doktor sanıyorlar. Küçümsemek için söylemiyorum, temizlik görevlisinin paspası bırakıp, oğlumun başına geldiğini görünce hastaneye gitmemeye karar verdim. En azından ben, enfeksiyon riskini bildiğim için eldiven takıp, müdahale ediyorum.

M: Anlattıklarınızdan sonuç olarak sağlık sektörünün gerçekten keşmekeş bir hâl aldığını anlıyoruz. Peki sizce, sağlık sektörünün bu hâlde olmasının üzerimize tatbik edilen nizamla bir bağlantısı var mıdır?

G: Kesinlikle nizamla bağlantısı var. İnsana insan olarak bakmadıkları için oluyor bu yaklaşımlar. Türkiye Cumhuriyeti’nin yetkili makamlarına soruyorum, “benden neden vergi alıyorlar, benim neden sağlık sigortam var, sigorta ne anlama geliyor?” Benim bildiğim, bu sistemde, SGK’ya ödenen paralar, hastalık durumunda, bir kişi iş yapamaz duruma düştüğünde devletin o kişiye bakması için ödeniyor. Devlet, benim oğluma bakmıyorsa biz neden sigortalıyız. Sigorta ne demek? Oğlumun, yaşaması için olmazsa olmaz gerekli malzemeler listesinde 8 doktorun imzası var. Ben şu ilacı karşılarım ama şu sağlık ekipmanını karşılamam ne demek?

M: Anlattıklarınız çok çarpıcı anekdotlar. Allah razı olsun ağabey, Rabbim yar ve yardımcınız olsun. Allah sabrınızı arttırsın inşaAllah. Yaptıklarınızı, gayretlerinizi, mücadelenizi şüphesiz ki her şeyi gören Rabbimiz görüyor. Yarın, bu ufacık yavrunuz Allah’ın huzuruna çıktığında “Rabbim sen beni bu anne-babaya emanet ettin. Onlar da senin emanetine hakkıyla sahip çıktılar” der inşaAllah.

G: Allah sizden de razı olsun kardeşim. Allah, mutlak yardımcımız. Tıbbın, 1 yıl yaşamaz dediği oğlumuz Allah’ın yardımıyla 3 yaşına yaklaşıyor. Allah izin verdiği müddetçe, mücadelemiz, “devlete rağmen” devam edecek.

Bu mülakattan ötürü Rabbim, Gökhan ağabeyimizden razı olsun. Konumuzun bütünlüğüyle bu mülakatı bağlayacak olursak;

İslâmî akide; insan, hayat ve kâinat hakkında küllî bir fikirdir. İnsanın hayattaki varlığının manasını belirlemiş, ona mutluluğun manasını öğretmiş, sorunlarını da çözümlemiştir. İster fert olarak kendisi ile olan alâkasını, isterse bir aile veya toplum olarak başkalarıyla olan alâkalarını da eşsiz ve dakik bir nizam ile tanzim etmiştir. Yine fertleri arasındaki veya diğer toplumlar ile olan alâkasını, hükümlerle ve sâbit bir nizamla toplumun sorunlarını da çözümlemiştir.

Ele aldığımız sağlık problemi ya da genelde diğer problemlerimiz insânî sorunlardır. Öyleyse bu insanın alâkalarından herhangi bir alâkaya yönelik bir düzenlemedir. Dolayısıyla bu, kulların fiilleri ile alâkalı şer’î meseleler olmaktadır ki çözümü bu sorunlarla alâkalı şer’î hükmü bilmektir. Yiyeceğin, giyeceğin ve meskenin her fert için temin edilmesi, insanın sorunlarının çözümü olan şer’î hükümlerdir. Millî servetin artırılması ve ekonominin geliştirilmesi değildir. Çünkü hayati problemlerin çözümü için bu, insânî bir sorun olarak kabul edilmiş ve ferde fert açısından bakılmıştır. Eğer sorun, Millî servetin artırılması ve ekonominin geliştirilmesi olarak görülürse, ekonomik bir sorun olarak kabul edilmiş ve bu sorun için hatalı bir çözüm konulmuş olur. Çünkü, insanların aç ya da tok olmalarına bakılmadan, barınacak evlerinin olup olmadığı araştırılmadan, insanın ihtiyaçları göz ardı edilerek servetin geliştirilmesi ve üretimin artırılması esas alınmış olur.

İslâm, insânî sorunlar olması itibariyle tüm bu sorunları çözümlemek üzere gelmiştir. Yani insan kendisiyle alâkasını düzenleyeceği, arzularını gerçekleştireceği ve açlıklarını doyuracağı keyfiyeti bilmek ister. İnsan bu alâkalarını hayvanlar gibi içgüdülerine dönerek yürütmemelidir. İnsan, üzerine düşen bu keyfiyetin ne olduğunu sorduğunda ise İslâm bu sorunları şer’î hükümler ile çözümlemiştir. Şer’î hüküm ise Şarî’in kulların fiillerine müteallik hitâbıdır.

Dolayısıyla yukarıda örneğini verdiğim ve bunun dışındaki insana ait tüm sorunların çözümleri, Allah Subhanehû ve Teâlâ’nın insanın fiillerini gereğince yürütmesini emrettiği şer’î hükümlerdedir. Esasen sorunların tek çözümü vardır o da insanın sorunlarının çözümlenmesidir. Konularına ve alanlarına göre kısımlara ayrılmadan, yani ekonomik, toplumsal, yönetimsel sorunlar olarak bakılmadan insânî sorunlar olarak değerlendirip şer’î hükümler ile çözümlenmelidir, başkası değil! İşte böylece soruna konuları açısından bakmak ile insânî sorunlar olarak bakmak arasındaki fark ortaya çıkmaktadır.

İnsanın, sorunlarının çözümlenmesinde İslâmî metodun rehberinin şer’î hükümler olduğu da açığa çıkmaktadır. İslâm, insanları zulümattan nura ulaştırmak, müreffeh bir yaşam sağlamak, nefislerinde, zürriyetlerinde, güvenliklerinde, şereflerinde, toplumlarında, devletlerinde ve akidelerinde mutmain olmaları için şer’î hükümleri getirmiştir.

Rabbimizden niyaz ediyorum ki bizlere en tez vakitte bu şer’î hükümlerin tatbik edileceği, insanın insan gibi değer göreceği, bekasının, türünün, nesebinin, malının, güvenliğinin, inancının, şerefinin ve sağlığının korunduğu İslâm Hilafet Devleti’ni nasip etsin. Amin!

 


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz