KUTSAL EMANETLER

Mehmet Çetinbudak

“Kutsal emanetler” derken, aklımıza ilk olarak Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in hırkası, sakalı, Uhud Savaşı'nda kırılan dişinin saklandığı sandık, ayak izleri, mektupları, ok ve kılıcı gibi Topkapı Sarayı’nda muhafaza edilen emanetler gelebilir. Muhakkak ki bunlar, İslâm dünyası için büyük kıymet taşımaktadır. Ancak, Peygamber efendimiz, Müslümanlara bunları emanet olarak bırakmadı. Müslümanlar, Allah Rasulü’ne verdikleri değerden ötürü bu emanetleri saraylarında sakladılar ve saklamaya devam edecekler. Peki, Rasul’ün bizlere bıraktığı asıl emanetler nelerdir?

Rasul’ün bizlere bıraktığı emanetlerin neler olduğuna geçmeden önce, emanet kavramının, ne anlam ihtiva ettiğine bakmamız uygun olacaktır. Emanet; maddî mal veya eşyanın güvenilir bir kişiye, muhafazası veya korunması amacıyla bırakılmasıdır. Emanet, maddî olabileceği gibi, manevi de olabilir.

Kur’an ve Sünnet’te emanet kavramının ne gibi anlamlarda kullanıldığına örnekler vermek gerekirse, örneğin, Kur’an’ı Kerim’de;

“Doğrusu Biz, emaneti, göklere, yere, dağlara sunmuşuzdur da onlar bunu yüklenmekten çekinmişler ve ondan korkup titremişlerdir; onu insan yüklendi. Doğrusu o çok zalim ve çok cahildir.” (Ahzab 72) buyrulmuştur.

Sünnet’ten örnek olarak ise Allah Rasulü Veda Hutbesi’nde;

“Ey Müminler! Size iki emanet bırakıyorum, onlara sarılıp uydukça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanetler, Allah'ın kitabı Kur’an’ı Kerim ve benim Sünnetim” buyurmuştur.

Allah’ın insanlara yüklediği bütün mükellefiyetlere emanet diyebiliriz. İslâm dinine giren bir Müslüman, Kelime-i şehadet ile Allah ve Rasulü’nden gelen emanetlere sahip çıkacağına söz verir. Bu söz, kendi başına bir emanettir.

Bu manada, herhangi bir şekilde kendisine emanet edilmiş bir malı korumak, emanete sahip çıkmak ise; daha geniş kapsamlı olarak Kur’an ve Sünnet emanetini sahiplenmek yani İslâm’a yönelmek ve İslâmî hükümlere göre yaşamak ve yaşanması için gayret göstermek, Allah’ın ve Rasulü’nün emanetine sahip çıkmak demektir.

Diğer taraftan, Allahu Teâlâ’nın, Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’i elçiliğiyle gönderdiği İslâm dini Müslümanlar için bir emanet ise sizce bu mübarek dini getiren elçinin kendisi de Müslümanlar için korunması gereken bir emanet olmaz mı? Sahabe, O’nun hem bedenini, hem metodunu, hem Sünnetlerini emanet olarak görüp, korudular, ihanet etmediler. Onlar;

“Ey iman edenler! Allah’a ve Peygamber’e hainlik etmeyin. Sonra bile bile kendi emanetlerinize hainlik etmiş olursunuz.” (Enfâl 27) tehdidinden hakkıyla korktular.

Fransız Charlie Hebdo dergisinin Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav)’e yönelik yaptığı alçaklık konusunun detaylarına değinmeyeceğim. Değineceğim konu şu ki; ümmet-i Muhammed gözleriyle gördü ki Müslümanların başında bulunan yöneticiler, kâfirlerin yanında yer almak için can atıyor, Paris’teki yürüyüşe koşarak gidiyorlar. Onlar zaten Allah’ın ve Rasul’ün emanetlerine sahip çıkma düşüncesinde olsalar, insan aklından çıkma demokrasi, laiklik, cumhuriyet ile hüküm vermez, Allah’ın hükümlerinin hâkim olması için çalışırlardı. Ancak, onlar Allah Rasulü’nün onuruna dahi sahip çıkmadılar.

Kâfirlerin korkmadan çekinmeden, Rasul’e ve Rasul’ün getirdiği risaletin değerlerine, Müslümanların kanlarına, canlarına, vahşi hayvanların saldırmaları gibi saldırmaları karşısında, Rasul’ün yolunda olduğunu iddia eden yöneticilerin tepkileri hiç de Allah ve Rasulü’nün emanetlerine hakkıyla sahip çıkmak düzeyinde olmadı, olmuyor.

Allah Subhanehu ve Teâlâ’ya kul olmak ve Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in önderliğinde yaşamak, hayırlı bir toplum olmayı gerektiriyor. Bizim de yeniden hayırlı bir toplum olabilmemiz, Kur’an ve Sünnet emanetlerine sımsıkı sarılmamızla mümkündür.

Burada dikkat etmemiz gereken konu ise, Allah Rasulü’nün emanetini çok iyi anlamamızdır. Çünkü anladığımız bir emanete ancak sahip çıkabiliriz. Bunun için Kur’an’a ve Sünnet’e sımsıkı sarılmalıyız ki, Allah’ı ve Rasulü’nü razı eden bir İslâm toplumu olalım. Bu uğurda canımızı ortaya koymalıyız. Zira Allah Rasulü bize kendisini sevmemiz, itaat etmemiz gerekliliğini şöyle diyerek anlatmıştır;

“Hiçbir kul, ben kendisine ehlinden, malından ve insanların tamamından sevgili olmadıkça, iman etmiş olmaz”... (Buhari)

Rasul’ü canımızdan çok sevmek, bir iman meselesidir. Bu sevgi, Allah’a ve Rasulü’ne itaat etmek anlamındadır. Ancak, itaat varsa emanete sahip çıkmak vardır. Yani İslâm’ın emirlerini uygulamak, bize canımızdan daha sevgili olmalıdır. Bir Müslümanın hayatında, Allah’tan ve Rasulü’nden daha önemli bir şey olabilir mi? O halde, Allah’tan ve Rasulü’nden daha önemsiz olan birçok şey hayatımızda onlara itaatten önce gelmesin ve Allah ve Rasulü dışında hiç bir şeyi hayatımızda ilk sıraya koymayalım ki bize emanet edilen değerlerimize hakkıyla sahip çıkabilelim.

Zira Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur:

قُلْ إِن كَانَ آبَاؤُكُمْ وَأَبْنَآؤُكُمْ وَإِخْوَانُكُمْ وَأَزْوَاجُكُمْ وَعَشِيرَتُكُمْ وَأَمْوَالٌ اقْتَرَفْتُمُوهَا وَتِجَارَةٌ تَخْشَوْنَ كَسَادَهَا وَمَسَاكِنُ تَرْضَوْنَهَا أَحَبَّ إِلَيْكُم مِّنَ اللّهِ وَرَسُولِهِ وَجِهَادٍ فِي سَبِيلِهِ فَتَرَبَّصُواْ حَتَّى يَأْتِيَ اللّهُ بِأَمْرِهِ وَاللّهُ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِقِينَ

“De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabanız, kazandığınız mallar, kesata uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız meskenler size Allah’tan, Resulü’nden ve Allah yolunda cihad etmekten daha sevgili ise, artık Allah emrini getirinceye kadar bekleyin. Allah fasıklar topluluğunu hidayete erdirmez.” (Tevbe 24)

Bize, Allah ve Rasulü’nden daha sevgili gelen her şey, eğer bizi Allah’tan ve Rasulü’nden, onlara itaatten alıkoyuyorsa, birer musibettir.

Ancak bugün içinde yaşadığımız topluma bakacak olursak, Müslüman olarak gayri İslâmî kanunların hâkim olduğu bir toplumda yaşadığımızı söyleyebiliriz. Başımızdaki yöneticiler bu gayri İslâmî kanunları, kendilerine kâfirler tarafından verilmiş bir emanet olarak koruyup gözetirlerken, diğer taraftan gerek siyasi oyunlarıyla gerekse medyatik oyunlarla, bizleri Allah’ın emaneti İslâm’a karşı duyarsız hale getirmeye çalışıyorlar.

Bütün bu oyun ve engeller bizi Allah Rasulü’nün Sünneti’ni tanımaktan, o emaneti korumaktan alıkoymasın.

Biz Müslümanlar, Kur’an’ı ve Sünnet’i iyi bilir ve tatbik edilmesi için çalışırsak, ancak o zaman Kur’an’da ve Sünnet’te bizden istendiği gibi emanete sahip çıkabiliriz. 

İnsanlar, sahte ilahların peşinden koşup, dünyalarını ve ahiretlerini felakete sürüklerken, insanları karanlıklardan aydınlığa çıkarmakta yol gösteren Rasulullah efendimizin getirdiği yüce İslâm dininde, bizlere emanet olarak verilen aklı, canı, malı, nesli, dini, Rasulü ve Müslümanları korumanın metodu, Allah’ın hükümlerini tatbik edecek ve Müslümanlara ve İslâm’ın emanetlerine bir kalkan gibi koruma sağlayacak olan İslâm Devleti’nin varlığı değil midir?

“Kutsal emanetler” işte yukarıda sıraladığımız bu değerlerdir.

Peki, hiç düşündünüz mü “emanet” kavramının zıttı nedir? El-cevap: “Hıyanet”

Öyle ise, Müslümanların başında bulunan yöneticilere Müslüman olmaları hasebiyle hakkı nasihat ediyoruz. “Emanetlerinize hıyanet etmeyin.”


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz