SORUŞTURMA: KÜRT MESELESİ VE ÇÖZÜM ARAYIŞLARI / AV. MEHMET EMİN EKMEN - 23. DÖNEM BATMAN MİLLETVEKİLİ

Av. Mehmet Emin Ekmen

1- Cumhuriyet öncesi dönemde, Kürt halkının Anadolu ve Kürdistan bölgesinde toplumsal ve siyasi durumu nasıldı? Farklı birçok kavmi içerisinde barındıran Osmanlı Hilâfet’i Kürtlere karşı negatif ayrımcılık yapmış mıdır? Osmanlı döneminde ortaya çıkan Kürt ayaklanmaları kavmiyetçilik temelli ayaklanmalar mıdır?

2- Cumhuriyetin ilk döneminde yaşanan Şeyh Said kıyamını nasıl değerlendiriyorsunuz? Kürt Meselesi olarak konuşulan ve tartışılan sosyal ve siyasi olgu üzerinde bu kalkışmanın bir etkisinin olduğunu düşünüyor musunuz? Şeyh Said kıyamını başlatan sebep nedir? Kürtçülük müdür yoksa Hilâfet’in yıkılması mı?

3- Kürt Meselesi ve terör sorunu aynı mı yoksa farklı farklı şeyler midir? Her ikisinin çıkış noktasını değerlendirdiğinizde Kürt Meselesi ve terör sorununun kaynaklarını hangi faktörler temelinde açıklarsınız?

Kürt Meselesi, tarihsel olarak, Osmanlı’nın modernleşme, iktidarı merkezileştirme arayışlarına uzanan bir geçmişe sahip. Tarihsel kökeni Kürt yerel güçlerinin, İstanbul hükümetleri ile güç paylaşımı kavgasına dayanır.

Kurtuluş Savaşı ve ardından kurulan Cumhuriyet, yerel güç odaklarını silah ve otorite anlamında tamamen etkisizleştirmiştir. Ancak Cumhuriyet sonrası peş peşe atılan adımlarla mesele bir kimlik meselesine dönüştürülmüştür.

Dil, bir kimliğin en belirgin görünümüdür. Kürtçeye ilişkin yasaklamalar meseleyi kimlik meselesine dönüştürmüştür. Kürtlerin bu konudaki ısrarlı taleplerini bastırmayı hedefleyen uygulamalar ise insan hakları ve demokrasi sorunlarını ortaya çıkarmıştır.

Bu tarihsel hafıza üzerine kurulan çok sayıda legal-illegal örgüt ise devlet tarafından kriminalize edilmiştir. Kuruluş dönemi kimlik ve otoriteye direnç temelli silahlı isyanlar bastırılmış, tenkil ve iskân politikaları göreceli sonuç almıştır.

1938 Dersim isyanının bastırılması ile bölgede otorite tam olarak tesis edilmiştir. Bu tarihten 1970’lerin sonuna kadar silahlı bir örgüt veya kalkışma örneğine rastlanmamaktadır.

Kürt aristokratları çok partili hayata geçiş ile Demokrat Parti’ye ilgi göstermiş ve parti içerisinde dinî-örfi-etnik kimlikleri ile kabul görmüştür. Bu durum, Kürt taleplerinin kamusal alanda görünür olmasında yeni bir merhale oluşturmuştur. Daha sonra dünyada gelişen sol hareketler, İran ve Irak Kürt nüfusundaki hareketlilikler, Kürdi talepleri sol ideoloji ve örgütler üzerinden kamusal alana taşımıştır.

1970’ler irili ufaklı Kürt sol örgütlerinin kurulduğu dönemlerdir. Bunlardan “Apocular” 1980 Askerî Darbesinin etkisiyle de büyümüş ve PKK’ya evirilmişlerdir. PKK terör örgütü, darbe dönemi uygulamaları ile toplumsal zemin bulmuş, 1990-1995 devlet politikaları ile de kitleselleşmede zirveye ulaşmıştır.

PKK ile özdeşleşen terör hareketini, Kürt meselesinin toplumsal-tarihsel arka planını okumadan anlamak mümkün değildir. Bugün PKK, kendi destekçileri tarafından böyle bir tarihsel sürecin/taleplerin bugünkü taşıyıcısı olarak kabul edilmektedir. Terör eylemleri ve toplumda yarattığı baskı, aktif bir karşıtlık görmüyor veya zımnen tolere ediliyor ise sebebini buralarda aramak lazım.

4- Gerek Türkiye'de gerek İran, Irak ve Suriye gibi ülkelerde Kürt Meselesi gündeme geldiğinde, konu sürekli olarak dış güçler ve sömürgeci devletler ile ilişkilendirilir. ABD ve Avrupa Birliği ülkeleri ile Kürt Meselesi arasındaki ilişki sizce nedir? Bu Batılı ülkeler neden Kürt Meselesini sürekli gündemde tutmaya çalışmaktadırlar?

Ortadoğu’da “Kürtler” diye bir millet var. Bunlar 4 devletin sınırları içerisinde dağınık bir şekildeler ve birey veya kolektif haklar açısından ülkelerin tamamında sorunlar var. Ülkeler kapasitelerini, sorunu çözmek değil çözmemek ve çözdürmemek üzerine kullanıyorlar.

Bir ülkedeki Kürtler lehine bir gelişme, diğer ülkeleri tedirgin edebiliyor ve devletler çok kolay bir şekilde başka bir ülke içinde oyun bozucu bir rol oynayabiliyorlar. Batı aklı bundan faydalanmayacak da ne yapacak? Siz, kendi ülkeniz içinde vatandaşlarınızla -komşularınıza da sirayet eden- bir yaraya sahipseniz ve bu yarayı kalıcı olarak iyileştirme iradeniz yok ise birileri sıklıkla bunu kaşımak ve kanatmak isteyecektir. Bundan rahatsız iseniz, kendi ödevinizi yapacak, sorunu önce içeride sonra komşularınızda kanamanın nüksetmeyeceği bir şekilde çözeceksiniz. Öyle bir devlet yapısı ve komşular ağı kuracaksınız ki hiç kimse bundan nemalanamayacak. Bugün Avrupa Birliği üye devletleri içinde ayrılıkçı hareketler yok mu? Pandoranın kutusu bir açılsa Almanya, İspanya, Fransa, Belçika, İtalya gibi birçok ülkedeki federatif yapılar bağımsızlık isteyebilir. Mesela, Çin veya Rusya buralara müdahil olabiliyor mu? Hayır. Çünkü işleyen demokrasileri var. Sorunlu alanlara dış müdahaleyi engelleme, meseleyi çözme iradesini ortaya koymak ve çözmekle mümkündür.

5- ABD’nin, PKK ve Suriye’deki PYD-YPG gibi gruplara yüksek miktarda silah desteği sağladığı deklare edildiği hâlde, Türkiye’nin ABD’yi müttefik olarak görmesi ya da bu meselenin Türk-Amerika ilişkilerine bir sorun olarak yansımamasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye’nin bu çelişkiyi çıkarlar temelinde açıklamaya çalışması sizce ilkeli bir dış politika mıdır?

Türkiye’nin Suriye siyaseti baştan itibaren yanlışlarla dolu. Suriye içindeki Kürtlerle ilgili yaptığı yanlışlar da bundan azade değil. Türkiye’nin Suriye iç savaşındaki pozisyonu, kendi içindeki Kürt meselesindeki tutarsızlığı ile birleşince Batı ülkeleri açısından Türkiye’yi dışlayan, Türkiye’nin hassasiyetlerini görmeyen politikaların rasyonalitesi sağlanmaktadır.

Türkiye, Suriye iç savaşında Kürtlerle ilgili iki temel hata yaptı. İlki; devrim girişiminin ilk aylarında, Suriye muhalefetinin Arap temelli, Kürtleri dışlayan söylemine çanak tuttu. Muhalefete etki edebilecekken bu hususta adil davranmayarak, Kürtlerin muhalefete katılmamasının sebeplerine katkıda bulundu.

İkinci önemli hata ise, PYD’nin o zaman sayıları 13-15’i bulan Kürt örgütlerini silahla bastırıp tasfiye etmesine ve bölgede monopol güç olmasına göz yumdu. Önemli bir kısmı Barzani taraftarı sayılabilecek bu örgütsel muhalefet tasfiye edilip insanlar Irak ve Türkiye’ye zorla göç ettirilince alan hâkimiyeti tamamen PYD’ye kaldı. Geride kalan az sayıda politik gruplar da PYD hâkimiyetine boyun eğdi. Saha PYD’ye terk edilip Türkiye’nin Suriye iç savaşında Kürtleri muhalefete entegre edememesi, 2015 sonrası kurulan devlet içi ittifaklar Kürt meselesini yeniden hortlatınca Suriye’deki PYD karşıtlığı tüm dünyada Kürt karşıtlığı olarak okunur oldu. Buna, PYD’nin IŞİD ile mücadeleyi bir fırsata(!) çevirip binlerce Kürt gencinin ölümüne sebep olacak şekilde ve kendi doğal mevzilerinin (Kürt şehirlerinin) dışında savaşmasını ekleyince, Batı için PYD, IŞİD barbarlığına karşı tek güçlü aktör pozisyonuna dönüştü.

Türkiye’nin Afrin ve Resulayn’ı düzenlediği operasyon sonrasında almasıyla buralarda Kürtlere dönük ciddi hak ihlalleri yaşandı. Kürtçe hastane tabelaları dahi bu dönemde kaldırıldı yerine yalnızca Arapça ve Türkçe tabelalar konuldu. Bu da Türkiye’nin Suriye’deki pozisyonunu bir kez daha adeta Kürt karşıtlığına eşitledi.

Batı ülkelerinin, bir yandan Suriye’deki Kürt popülasyonunun temsili, diğer yanda IŞİD ile mücadeleye dair oluşan minnet borcu duygusu ile oluşturduğu PYD’ye yönelik destek politikasını değiştirmesini beklemek gerçekçi olmaz.

Türkiye her zaman olduğu gibi süreç yönetimindeki hatalarının bedelini ödemektedir. Kısa vadede bu pozisyonların değişimi zordur. Burada asıl soru; PYD’nin yeni bir çatışma ve operasyona gerek duyulmadan nasıl bir güvenlik tehdidi olmaktan çıkarılacağı olmalıdır.

6- Terör sorunu, oy kaygısı ve seçim kazanma planı üzerine yürütülen günlük politikalarla bugüne kadar çözülemedi. Buna rağmen aynı yöntem ve metotlarla çözülmeye çalışılmasını nasıl izah ediyorsunuz?

Yanlışta ısrarın birkaç sebebi olabilir; akılsızlık, öngörüsüzlük, beceriksizlik, kötü niyet. Türkiye’nin Kürt meselesini çözememesi ve yanlışta ısrarında bu ve benzer birçok sebep söz konusudur. Hükümetin askerî operasyonlarda PKK’ye karşı geçmiş yıllara oranla daha büyük sonuçlar elde etmesi Kürtlerin dil ve kültürel haklar konusundaki taleplerini görmezden gelmesinin bir sebebi olmamalı. Birçok gösterge askerî alanda elde edilen başarıların politik bir vizyonla desteklenmemesinin Kürtlerde ters bir etki yarattığı ve kimlik taleplerinin daha da güçlendiğini gösteriyor. Askerî başarılarla yetinmeyen çok daha kapsamlı bütüncül ve çok parçalı bakış açılarına ihtiyaç var.

7- Türkiye’deki siyasi parti, sivil toplum kuruluşları ve kanaat önderlerinin Kürt Meselesi ve terör sorununun çözümünde üstlenmesi gereken rol nedir? Neler Yapılmalı?

Bu sorunuza normal şartlarda vereceğimiz cevap ile bugünkü konjonktürde verilecek cevabın farklı olduğunu düşünüyorum. 2015 7 Haziran seçimleri, bozulan çözüm süreci, ardından başkanlık sisteminde AK Parti’nin MHP ve Vatan Partisi ile oluşturduğu ittifakın ürettiği söylem ve politikalar, yapılması gerekenler hususunda öncelikleri değiştirmiştir. Bu dönemde Kürtler tarihte olmadığı kadar dışlanmış, ötekileştirmiş hatta yer yer düşmanlaştırılmıştır. Kamu görevlerinde kariyer yapma şansları neredeyse sıfırlanmış, etkili pozisyonlara atanma oranları neredeyse %2-3 gibi oranlara düşmüş ve mülakatlı sınavlarda işe ilk giriş şanslarını neredeyse kaybetmişlerdir.

Mesela, geçen yıl yapılan hâkimlik sınavında Batman’dan yazılı sınavı başarıyla geçen 8 adaydan hiçbiri mülakatı geçememişlerdir. Israrla oy verdikleri belediye başkanlarının tamamına yakını görevden alınmış, milletvekilleri tutuklanmış ve güçlü bir şekilde oy verdikleri parti hakkında kapatma davası açılmıştır. Bırakınız siyasi partileri, seçmenleri dahi lanetlenir hâle gelmiştir. Bu tablo, Kürt seçmende demokrasiye ve seçimlere olan inancı kuvvetli bir biçimde zedelemiş, ülkeye aidiyet duygusu gerilemiştir.

Bugün, partilerin, medya ve kanaat önderlerinin birinci görevi; bu agresif ortamı sakinleştirmek, Kürtlere, Kürtçeye dair saldırıları eleştirmek ve devleti demokratik işleyişlere saygıya davet etmektir. Normalleşme sonrası ise yapılacak olan; Kürt meselesinin dayanağı olan insan hakları taleplerinin tanınarak hayata geçirilmesi, bunların yasal ve anayasal güvenceye alınması, güçlü bir demokratik sistem kurulmasına öncülük edilmesidir. Kürtleri tatmin etmeye çalışan ancak Türklerin ve genel seçmen kitlelerinin ikna olmadığı hiç bir çözümü hayata geçirmek mümkün değildir.

Bahsettiğiniz unsurlar, Kürt meselesinin aslını, hakikatini, süregelen sorunları ve adil çözüm önerilerini topluma aktarmada kıymetli bir rol oynayabilirler. Bu kadar renkli, dinamik ve güçlü bir toplumda çözüm için herkesin üzerine düşen vazifeler vardır. Yeter ki amaç ve niyet doğru olsun.

8- Erken seçim ya da 2023 için ittifaklar üzerinden Kürt Meselesinin gündeme taşınması çözüme katkı sunabilir mi?

Ben Türkiye’nin hukuk devleti olmak bir yana, kanun devleti olmaktan bile hızla uzaklaştığını düşünüyorum. Türkiye’nin normalleşmeye ihtiyacı var ve bu normalleşme ortamı sağlanmadan konuşulması dahi kriminalize edilmiş Kürt meselesinin hızlıca çözümünü beklemek gerçekçi olmaz. Önceliğimiz bu meselelerin konuşulabileceği bir alan ve imkân yaratmak, bir kişiye endeksli devlet sistemine son verip çökmüş olan kurumları yeniden ihya etmek, ayağa kaldırmaktır.

Kurumların çöktüğü, demokratik işleyişlerin tehdit altında olduğu bir ülkede Kürt Meselesi gibi kronik bir sorunu bırakın çözmeyi, konuşamaz, ele dahi alamazsınız. Bu nedenlerle olası ilk seçimde demokratik işleyişin ve kurumların ihyasının öncelikli mesele olduğuna inanıyorum. Kürt meselesini işleyen bir demokrasi ve kurumsal kapasite ile çözmek düşünüldüğü kadar zor olmayacaktır. Diğer yandan Kürt Meselesi gibi neredeyse 200 yıllık bir sorun sağduyu, makuliyet ve suhuletle çözülebilir. Partilerin popülizm yarışına girdiği seçimler bu konunun konuşulması için uygun fırsatlar vermez.

9- Kürt Meselesinin sizce HDP ve terör sorunu üzerinden konuşulması doğru mudur? HDP Müslüman Kürt halkını ne kadar temsil ediyor?

Kürt halkının kahir ekseriyeti Müslümandır. Bu bağlılık sadece dinî inanç olarak değil amelî olarak da güçlü bir hâldir. Rawest firmasının Kürt gençlerle yaptığı detaylı bir anket ve mülakat zinciri sonucunda ortaya çıkan verilere göre Kürt gençler kendilerini ifade ederken -ilk 3 sırada- “Müslüman-Kürt-Özgürlükçü” kavramlarını tercih etmektedir. Yine bu gençlerin namaz kılma oranı düzenli ve ara sıra kılanlar için toplamda %82 civarındadır. Bu çalışmaya katılanların %94,6’sı Kürtçe’nin bir şekilde eğitim hayatında kullanılması gerektiğini düşünüyor. Aynı çalışmada HDP’ye oy verme oranı % 45,3 olarak tespit edilmiştir.

Bu bilgileri şunun için izah ediyorum. Kürtlerin dindarlığı veya dinsizliği siyasi talepler noktasında bir farklılık yaratmıyor. Kültürel ve siyasi taleplerde Kürtlerde fikir benzeşmesi hiç olmadığı kadar yüksek oranlarda buluşabiliyor.

Kürtler son 30 yılda %30-65 oranında HDP’ye oy verdiler. Ancak bu desteği; HDP parti programını, söylemini onaylamak değil, Kürtler ve Kürtçeye dair taleplerin desteklenmesi olarak düşündüler. Dolayısıyla “HDP Müslüman Kürtleri temsil ediyor mu?” sorusunun barındırdığı siyasi göndermeler verili duruma uymamaktadır. HDP’nin ilişkileri ve siyasi duruşunun “Müslüman Kürtlerce” onaylanıp onaylanmadığını ancak Kürt meselesi çözüldükten sonra tartışabiliriz.

10- Kürt Meselesi ve terör sorununun çözümünde, bugüne kadar konuşulan ve uygulanan güvenlikçi yaklaşım, ulusçu ve kimlikçi yaklaşım, liberal ve demokratik yaklaşımları değerlendirdiğinizde sorun ile bu yaklaşımlar arasında nasıl bir ilişki görüyorsunuz? Soruna İslâmi bir çözümün katkısını nasıl görüyorsunuz? Bu sorunun İslâmi çözümü nedir?

İslâmi çözüm nedir?

-Birey ve toplumların hakkının İslâm hukukunda Allah tarafından tam olarak belirlendiği inancımdan bağımsız olarak- bu soruya, İslâm dininin temel referansları ile verilecek cevaplar, gerçekçi olmadığı gibi naif kalacaktır.

Ortadoğu, I. Dünya Savaşı sonrası oluşmuş suni ulus-devletler bölgesidir. Kürtler dört ayrı devlet toprağında yaşamaktadır. Dört devletin de yöneticileri Müslümandır ve biri İslâm ile yönetildiğini iddia etmektedir. Bu dört devletten herhangi birinde yüzyıldır süregelen statükoda Kürtlerle hak ve paylaşım temelli bir örnek oluşmuş mudur? Hayır. Bu devletler Kürtlerin kimlik taleplerinin bastırılmasında birbirlerine karşı olumlu/dengeleyici roller oynamışlar mıdır? Onun da cevabı; hayır.

Suriye’deki kimliksizleştirme, Irak’taki Enfal hareketi, anayasal güvencelerin darbelerle ortadan kaldırılması, İran’daki idamlar, Türkiye’deki 90’lar gibi örneklerde bir devlet, bir diğerine “bu yaptığın doğru değil” dememiştir. Tam aksine devletler, bir diğer devletin kendi Kürtlerine verdiği veya verebileceği haklardan rahatsız olmuştur. Türkiye için yakın dönemde “Çözüm Süreci”ni İran’ın baltalaması buna örnek olarak verilebilir. Keza Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin bağımsızlık girişimine karşı dört devletin ortak tutumu, buna bir diğer örnektir.

Biri İslâm devleti, diğerleri yöneticisi Müslüman devletlerin kendi Kürtleriyle sorunu çözememiş, birbiriyle Kürt talepleri karşılığında dayanışıyor iken hangi Kürt’e İslâmi bir çözümü anlatabilirsiniz? Bu 100 yıllık hafızadaki negatif yüklemenin İslâm temelli çözüm arayışlarına haksızlık olabileceğinin farkındayım. Ama Kürtlerin bu hafızasını yok sayarak geliştirilecek argümanların sonuçsuz kalacağını düşünüyorum.

Kürtler modern devlet teorilerinde geçtiği üzere eşit bir vatandaşlık, ülke yönetiminde adil ve yasal bir paydaşlık istiyor. Bunu hangi siyasi teori çözecek ise ona yaklaşırlar. Bu tabloda İslâmi bir önerinin ilgi çekmesinin, gerçekçi bulunmasının zor olacağını düşünüyorum.

 


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz