DUA ACZİYETİN İFADESİ, MU’MİN’İN ZIRHIDIR

Musa Bayoğlu

Kul olmak, Rabbinden istemeyi gerektirir. Kul acizdir, muhtaçtır; Rab ise Gani’dir, Rahman ve Rahim’dir… Ondan istemekle kul acizliğini ifade ederken kendisinden istenen Rab, yüceliğinden, azametinden bir şey kaybetmez. İstemek dua iledir. Dua da ibadetlerin en büyüklerindendir. Kulluk görevinin kendisiyle en iyi yapıldığı amellerdendir dua… Tirmizi’nin Enes’ten rivayet ettiği hadiste Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmaktadır: 

الدُّعَاءُ مُخُّ الْعِبَادَةِ “Dua ibadetin özüdür.”

Dua, birçok hadisle teşvik edilmiş bir ibadettir. İbni Mace’nin Ebu Hureyre’den rivayet ettiği bir hadiste Nebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmaktadır: 

لَيْسَ شَيْءٌ أَكْرَمَ عَلَى اللَّهِ تَعَالَى مِنَ الدُّعَاءِ

Allah için duadan daha değerli bir şey yoktur.” Buhari’nin rivayet ettiği hadis şöyledir:

مَنْ لَمْ يَسْأَلِ اللَّهَ يَغْضَبْ عَلَيْهِ

Kim Allah’tan istemezse O’nu öfkelendirmiş olur.” Tirmizi’nin Abdullah İbni Mes’ud’dan rivayet ettiği hadis ise şöyledir:

سَلُوا اللَّهَ مِنْ فَضْلِهِ فَإِنَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ يُحِبُّ أَنْ يُسْأَلَ وَأَفْضَلُ الْعِبَادَةِ انْتِظَارُ الْفَرَجِ

Allah’ın lütfundan isteyiniz. Çünkü Allah kendisinden istenilmesinden hoşlanır. İbadetin en üstün olanı (sıkıntılardan) kurtuluşu beklemektir.İbni Ömer’den rivayet edilen hadiste ise Nebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmaktadır:

عَنِ ابْنِ عُمَرَ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهم عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مَنْ فُتِحَ لَهُ مِنْكُمْ بَابُ الدُّعَاءِ فُتِحَتْ لَهُ أَبْوَابُ الرَّحْمَةِ وَمَا سُئِلَ اللَّهُ شَيْئًا يَعْنِي أَحَبَّ إِلَيْهِ مِنْ أَنْ يُسْأَلَ الْعَافِيَةَ وَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهم عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِنَّ الدُّعَاءَ يَنْفَعُ مِمَّا نَزَلَ وَمِمَّا لَمْ يَنْزِلْ فَعَلَيْكُمْ عِبَادَ اللَّهِ بِالدُّعَاءِ

Sizden kim için dua kapısı açılırsa ona rahmet kapıları da açılmış olur. Allah’tan bir şeyin istenilmesi O’ndan istemekle Allah’ın hoşnut olmasıdır. Dua indirileni (gelen belayı) de ve indirilmeyeni (henüz gelmemiş olanı) de önler. Öyleyse Allah’ın kulları üzerinize düşen dua etmektir.” Tirmizi ve el-Hâkim’in Ubade b. es-Samit’ten rivayet ettiği hadiste şöyle buyrulmaktadır:

مَا عَلَى الأَرْضِ مُسْلِمٌ يَدْعُو اللَّهَ بِدَعْوَةٍ إِلا آتَاهُ اللَّهُ إِيَّاهَا أَوْ صَرَفَ عَنْهُ مِنَ السُّوءِ مِثْلَهَا مَا لَمْ يَدْعُ بِإِثْمٍ أَوْ قَطِيعَةِ رَحِمٍ 

Yeryüzünde Allah’a dua eden bir Müslüman yoktur ki Allah ona dilediğini vermek veya ondan onun mislince bir günahı, kötülüğü gidermek suretiyle onun duasını kabul etmesin.” Ahmed b. Hanbel’in Ebu Said’den rivayet ettiği hadis ise şöyledir:

قَالَ مَا مِنْ مُسْلِمٍ يَدْعُو بِدَعْوَةٍ لَيْسَ فِيهَا إِثْمٌ وَلا قَطِيعَةُ رَحِمٍ إِلا أَعْطَاهُ اللَّهُ بِهَا إِحْدَى ثَلاثٍ إِمَّا أَنْ تُعَجَّلَ لَهُ دَعْوَتُهُ وَإِمَّا أَنْ يَدَّخِرَهَا لَهُ فِي الآخِرَةِ وَإِمَّا أَنْ يَصْرِفَ عَنْهُ مِنَ السُّوءِ مِثْلَهَا

İçerisinde bir günah veya akrabalık bağlarının kesilmesini gerektiren bir dua olması dışında Müslüman bir kimsenin yapmış olduğu duayı Allah Celle Celâlehu üç halden birisiyle kabul eder: 

  1. Onun duasını isteğine uygun olarak kabul eder.

  2. Ya karşılığını Ahiret’te vermek üzere onun duasını sonraya bırakır.

  3. Ya da benzeri bir kötülüğü ondan uzaklaştırır.

Tüm bu ve benzeri hadislerden de anlaşılacağı üzere dua bir ibadet olarak vardır ve dua ile kul, Rabbine karşı acizliğini ifade ederek, onun (duanın) vesilesiyle Rabbinden ister. Bu hadisler ve benzerleri işte bu hakikate delalet ederler. 

Dua mendup bir ibadettir. Allah Subhanehû ve Teâlâ’ya dua etmeyen kimse, çok büyük bir hayrı terk etmiştir. Dolayısıyla Allah Subhanehû’ya duâ etmemek kibirlenmeye binaen olursa, sahibi Allah Subhanehû ve Teâlâ’nın haklarında şöyle buyurduğu kimseler zümresinden olur:

سَيَدْخُلُونَ جَهَنَّمَ دَاخِرِينَ

Onlar aşağılanmış olarak Cehenneme gireceklerdir. (Mu’min/el-Ğâfir 60) Yani horlanmış, küçümsenmiş ve alçaltılmış olarak…

Allah Subhanehû ve Teâlâ Kur’an-ı Kerimi’nin bazı ayetlerinde dua hakkında şöyle buyuruyor:

وَإِذَا سَأَلَكَ عِبَادِي عَنِّي فَإِنِّي قَرِيبٌ أُجِيبُ دَعْوَةَ الدَّاعِي إِذَا دَعَانِي فَلْيَسْتَجِيبُوا لِي وَلْيُؤْمِنُوا بِي لَعَلَّهُمْ يَرْشُدُونَ

“Kullarım sana beni sorduğunda (söyle onlara) Ben çok yakınım. Bana dua ettiği vakit dua edenin dileğine karşılık veririm.” (el-Bakara 186)

الَّذِينَ يَحْمِلُونَ الْعَرْشَ وَمَنْ حَوْلَهُ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَيُؤْمِنُونَ بِهِ وَيَسْتَغْفِرُونَ لِلَّذِينَ آمَنُوا رَبَّنَا وَسِعْتَ كُلَّ شَيْءٍ رَحْمَةً وَعِلْمًا فَاغْفِرْ لِلَّذِينَ تَابُوا وَاتَّبَعُوا سَبِيلَكَ وَقِهِمْ عَذَابَ الْجَحِيمِ رَبَّنَا وَأَدْخِلْهُمْ جَنَّاتِ عَدْنٍ الَّتِي وَعَدْتَهُم وَمَنْ صَلَحَ مِنْ آبَائِهِمْ وَأَزْوَاجِهِمْ وَذُرِّيَّاتِهِمْ إِنَّكَ أَنْتَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ 

“Arşı yüklenen ve bir de onun çevresinde bulunanlar (melekler), Rablerini hamd ile tesbih ederler, O’na iman ederler, Müminlerin de bağışlanmasını isterler. Ey Rabbimiz! Senin rahmet ve ilmin her şeyi kuşatmıştır. O halde tevbe eden ve Senin yoluna gidenleri bağışla, onları cehennem azabından koru (derler). Rabbimiz! Onları da, onların atalarından, zevcelerinden, nesillerinden iyi olanları da kendilerine vaat ettiğin Adn cennetlerine koy. Şüphesiz Azîz ve Hakîm olan Sensin!” (Mu’min/el-Ğâfir 7)

وَقَالَ رَبُّكُمْ ادْعُونِي أَسْتَجِبْ لَكُمْ

“Rabbiniz (buyurdu) ki: “Bana dua edin ki size icabet edeyim.” (Mu’min/el-Ğâfir 60)

Bu ayetlerden de anlaşılan; kulun duasına icabet edenin Allahu Teâlâ olduğudur. Yine ayetlerin delalet ettiği bir diğer husus da, Allah’ın biz kullarından yalnızca Kendisine dua etmemizi istediğidir. Meleklerin Rabbimize ettiği dua, sanki biz kullara bir numune niteliğindedir. Bizler, meleklerin Rabbimize yalvarışı gibi O Subhanehû ve Teâlâ’yı hamd ile tesbih ederek yüceltecek, imanımızın bir nişanesi olarak Zatını tüm noksan sıfatlardan münezzeh bilerek yalnızca Rabbu’l-Alemîn’den isteyeceğiz… Hatta öyle ki, tüm bu yakarış ve aczimizi itiraf, bizlere sevap kazandıracak. Müslüman’ın, kolaylıkta ve zorlukta, açıkta ve gizlide melekleri örnek alarak yaptıkları, ayetteki ve benzeri dualar, Rabbimizin bizlere rahmet nazarı ile bakmasının bir vesilesi olacaktır, inşaAllah…

Dua etmek, susmaktan daha iyidir. Kul, zaten acizdir, ama acizliğini bir de sözlerle ifade etmesi, Allah’a bu acziyetini diliyle itiraf etmesi, Rabbimizin hoşuna gider. 

لَيْسَ شَيْءٌ أَكْرَمَ عَلَى اللَّهِ تَعَالَى مِنَ الدُّعَاءِ

Allah için duadan daha değerli bir şey yoktur.” 

Dua hakkında gelen delillerin çoğu, Allah Subhanehû ve Teâlâ’nın rızasını kazanmanın, O Subhanehû ve Teâlâ’yı hoşnut etmenin, huzurunda boyun bükmenin ve kendisine muhtaç olunduğunu göstermenin gerekliliğine delalet etmektedir. Ne var ki dua, Allah’ın ilmini yani Levh-i Mahfuz’da yazılı olanı değiştirmez, kazayı engellemez, kaderi zorlamaz ve sebebi dışında bir şeyi ortaya çıkarmaz. Çünkü Allah’ın ilminin gerçekleşeceği kesin olan bir husustur. Kader, Allah’ın var ettiği bir şey olup dua onu zorlayamaz. Allah, sebepleri ve onun oluşma hususlarını da yaratmıştır. Sebebi, kesin olarak onun sonucunu ortaya çıkarır bir şekilde yaratmıştır. Sonuç ortaya çıkarıyor olmazsa sebep de sayılmaz. 

Dua, Allah’ın icabet etmesi ve bilfiil ihtiyacın gerçekleşmesine hükmetmesi için bir metot, yol değildir. Bunun böyle olduğunu düşünmek, buna inanmak da doğru değildir. Çünkü insan, hayat ve kâinat, Allah tarafından üzerlerine konulmuş bir nizam dâhilinde hareket etmektedir ve Allah Teâlâ, bu nizamların sonuçlarını ortaya çıkartacak sebepleri de yaratmıştır. İşte dua, Allah’ın koymuş olduğu bu nizamların delinmesine yol açamayacağı gibi sebeplerin tersi sonuçlar vermesine de etki edemez. Dolayısıyla diğer ibadetler; namaz, oruç, zekât gibi bir ibadet olmasından dolayı duanın gayesi, Allah’ın emrine bağlanarak sevap kazanmaktır. Mü’min Allah’a dua eder, ihtiyacını karşılamasını veya bir sıkıntısını gidermesini ister. Allah’ın emirlerine bağlanarak, O’na boyun bükerek, Allah’a sığınarak dünya veya ahiretiyle ilgili bir istekte bulunur. Allah onun isteğini kabul ederse onun için bu Allah’tan bir lütuf sayılır. Ve Allah’ın kulun isteği doğrultusunda vermiş olduğu hüküm, sebeplerin sonuçlarıyla irtibatı kaidesine uygun olarak gerçekleşir. Eğer duada istenilen husus aynen gerçekleşmezse duası karşılığında sevap kazanır. 

Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

لا يزال يستجاب للعبد ما لم يدع بإثم أو قطيعة رحم. ما لم يستعجل”. قيل: يا رسول الله! ما الاستعجال؟ قال “يقول: قد دعوت، وقد دعوت، فلم أر يستجيب لي. فيستحسر عند ذلك، ويدع الدعاء

“Kul, günah talep etmeye veya sıla-i rahmin kopmasını istemeye acele etmediği müddetince duası icabet görmeye (kabul edilmeye) devam eder.” Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e soruldu ki; “Ey Allah’ın Rasulü acele etmek ne demektir?” Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem; “Bir kimse ben dua ettim, yine dua ettim, fakat bana icabet edildiğini görmedim der. Sonra da böyle olunca hüsrana uğrar ve dua etmeyi bırakır.” diye buyurdu.” (Muslim tahric etti.)

Bu ve benzeri hadislerden anlaşılan husus şudur ki: Duaya mutlaka dünyada icabet edilecektir, diye bir zaruret yoktur. Bilakis dünyada icabet olunacağı gibi kulun hayrına olarak Ahiret’e de saklanabilir. Orada azim bir ecir ve büyük bir sevap vardır. Yahut da duası miktarınca kendisinden kötülük uzaklaştırılır.

O halde biz, Allah Subhanehû’ya dua ederiz. Eğer bizler sadık, muhlis ve itaatkâr kimseler isek, o zaman Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in beyan ettiği manada dualarımıza icabet edileceğinden, karşılık bulacağından kesinlikle emin olabiliriz.

İşte Müslüman bu esaslara göre, Allah’a boyun eğerek, emirlerine bağlanarak ve sevap kazanmayı umarak Rabbine dua eder. Müslüman, dilerse kalbiyle, diliyle veya uygun gördüğü herhangi bir ifade biçimiyle istediği herhangi bir duayı yapabilir. Mü’minler, herhangi bir dua ile kısıtlanmamışlardır. Kur’an’da ve hadislerde geçen herhangi bir dua ile Allahu Teâlâ’dan isteyecekleri, O Subhanehû’ya yalvaracakları gibi kendi ifadelerinden oluşan herhangi bir dua ile de Allah’ın Zatını yücelterek, Hamd’i Allah’a has kılarak O’na yalvarabilirler… Burada önemli olan ancak Allah’a dua etmesi, O’ndan istemesidir. Duada efdal olan ise Kur’an veya hadislerde yer alan dualardan birisiyle dua edilmesidir. 

Dua’nın belli bir zamanı da yoktur; sabah, akşam, günün ya da gecenin herhangi bir vaktinde dua edilebilir. Fakat bazı vakitler ve ortamlar vardır ki, o vakitlerde dua diğer vakitlere nazaran daha efdaldir. Dua vakitlerinin en efdal olanlarından bazıları; secde esnasında, gecenin son üçte birinde ve farz namazların ardından yapılan dualardır. Muslim, Ebû Hurayra’dan Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğu rivayet etmiştir:

أقرب ما يكون العبد من ربه وهو ساجد فأكثروا الدعاء

“Kul Rabbine en ziyade secdede iken yakın olur, öyle ise (secdede) duayı çok yapın.”

et-Tirmizî de, “hasen hadistir” dediği Ebû Umâme’den rivayetinde şöyle geçti:

أيُّ الدُّعاءِ أسمَعُ؟ قَالَ جوفُ الَّليْلِ الآخِرُ، ودُبُرَ الصَّلواتِ المكتوباتِ

“Ey Allah’ın Rasulü! En ziyade dinlenmeye (ve kabule) mazhar olan dua hangisidir?” diye soruldu. “Gecenin sonunda yapılan dua ile farz namazların ardından yapılan dualardır!” diye cevap verdi.”

Yine Ramazan ayında yapılan dualarda azim bir ecir vardır. et-Tirmizî’nin tahric edip “hasen hadistir” dediği rivayette, Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

ثَلاثَةٌ لا تُرَدُّ دَعْوَتُهُمْ الصَّائِمُ حَتَّى يُفْطِرَ وَالإمام الْعَادِلُ وَدَعْوَةُ الْمَظْلُومِ يَرْفَعُهَا اللَّهُ فَوْقَ الْغَمَامِ وَيَفْتَحُ لَهَا أَبْوَابَ السَّمَاءِ وَيَقُولُ الرَّبُّ وَعِزَّتِي لأَنصُرَنَّكِ وَلَوْ بَعْدَ حِينٍ

“Üç kimse vardır ki, duaları asla reddedilmez: İftar edinceye kadar oruçlunun duası, adil imamın ve mazlumun duası... Allah onun bu duasını bulutların üstüne yükseltir ve semanın kapılarını onlar için açar ve daha sonra Rab Azze ve Celle; “İzzetim ve Şerefim üzerine yemin ederim ki, belli bir müddet geçse de Ben sana mutlaka yardım edeceğim.” diye buyurur.”

Muhakkak ki duanın ibadet olması, sebeplere sarılmamak anlamına da gelmez. Bu anlayışı, en güzel Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in Sîreti bizlerin gözleri önüne seriyor. Nitekim Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem Bedir’de orduyu donatıyor, her bir askeri yerinde denetliyor ve onları en güzel bir şekilde savaş için hazırlıyordu. Sonra Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem karargâhına girerek Allah Subhanehû ve Teâlâ’ya nusret, zafer için duada bulunuyordu. Hem de öyle bir dua ki, nihayet Ebû Bekr RadiyAllahu Anh O’na [بعض هذا يكفيك يا رسول الله ] Bu kadar Sana yeter artık, yâ Rasul Allah! demek zorunda hissediyordu kendini.

Yine Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem, Allah Subhanehû ve Teâlâ’dan Mekke’den el-Medîne’ye hicret etmek için Kendisine verilen iznin ardından, hedefe ulaşmada sarılabileceği sebeplerden mümkün olan hepsine sarılıyordu. Aynı zamanda Kurayş Kâfirlerine karşı da Allah’a dua ediyordu ki, Allah Kendisini onlardan uzaklaştırsın, tuzaklarından kurtarsın ve Medine’ye sağ-salim ulaştırsın, Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in; Medine’nin bulunduğu Kuzey tarafına yönelmek yerine Güney’e doğru gitmesi, Ebu Bekr RadiyAllahu Anh ile birlikte Sevr Mağarası’na gizlenmesi, Kurayş hakkındaki haberleri, Kendisi hakkında çizdikleri plânları ve ele aldıkları düşünceleri AbdurRahmân İbn-i Ebî Bekr kanalıyla öğrenmesi, AbdurRahmân Mekke’ye geri döndüğünde, peşi sıra Ebû Bekr’in hizmetçisinin Mekke’ye kadar koyun sürüsü ile yolundan gelerek sürünün izi ile İbn-u Ebî Bekr’in izini kaybettirmesi ki böylece Kurayş Küffârını saptırmayı amaçlaması, Kurayş’ın Kendilerini arama çalışmaları hafifleyinceye kadar mağarada kalması ve bundan sonra Medine’ye doğru ilerlemesi… tüm bunlar Rasulullah’ın sebeplere bağlanma konusunda ne kadar hırs gösterdiğinin çok açık emareleridir. 

Üstelik Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem, tüm bu sebeplere bağlanma amellerini Medine’ye sağ-salim ulaşacağından kesinlikle emin olduğu halde yapıyordu. Zira mağaranın önüne kadar geldiklerini gördüğü Kurayş Kuffârının kendilerine erişeceğinden korkan Ebâ Bekr’e verdiği cevap bu hususu da sarih bir şekilde bize göstermektedir: Ebu Bekr, إن أحدهم لو نظر إلى موطن قدميه لرآنا “Onlardan biri ayağının hizasına (bir eğilip) baksa, bizi muhakkak görür.” dediğinde, Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem O’na: ما ظنك باثنين الله ثالثهما Üçüncüleri Allah olan iki kişiyi ne zannediyorsun? diyerek Rabbinin kendilerini koruyacağını, düşmana yakalatmayacağını kesin bir dille ortaya koyuyordu.

فَقَدْ نَصَرَهُ اللَّهُ إِذْ أَخْرَجَهُ الَّذِينَ كَفَرُوا ثَانِيَ اثْنَيْنِ إِذْ هُمَا فِي الْغَارِ إِذْ يَقُولُ لِصَاحِبِهِ لاَ تَحْزَنْ إِنَّ اللَّهَ مَعَنَا

O’na Allah yardım etmiştir: Hani kâfirler O’nu, iki kişiden ikincisi olarak (Ebu Bekr ile birlikte Mekke’den) çıkarmışlardı. Hani onlar mağaradaydı ve O, arkadaşına: Üzülme! Şüphesiz ki Allah bizimle beraberdir.” diyordu. (et-Tevbe 40) Yine SallAllahu Aleyhi ve Sellem, Kurayş’in kendileri hakkında koyduğu ihbar ve yakalatma ödülünü almak için Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem ve Ebi Bekr’e musallat olan Surâka’ya بأن يرجع وله سوارا كسرى “Geri dönmesi karşılığında Kisra’nın bileziğinin kendisinin olacağını” söyleyerek onu amacından uzaklaştıracak başka bir sebebe sarılıyordu.

İşte Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem sebeplere işte böyle sarılıyordu ki biz de Salâvâtullahi ve Selâmuhu ‘Aleyh’e işte böyle sımsıkı sarılalım. Aynı zamanda kendilerini Kurayş Küffârı’nın aramalarından kurtarması ve tuzaklarını başlarına geçirmesi için Allah Subhanehû ve Teâlâ’ya dua ediyordu. Nitekim bir gece evinden çıkarken Kâfirlerin evi kuşatmış olduğunu gördüğünde suratlarına toprak atıyordu. Bununla birlikte Allah Subhanehû ve Teâlâ’nın Kendisine icabet edeceğinden ve Kendisini onlardan alıkoyacağından mutmain idi. Hakikaten de böyle olmuştu. Nitekim onlar üzerine uyku vurulunca Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem dışarı çıkmıştı.

Dolayısıyla dua, sebeplere sarılmayı terk etmek anlamına gelmemektedir. Bilakis dua, sebeplere sarılmanın ayrılmaz niteliğidir. Öyleyse her kim Hilâfet’in yeniden kurulmasını istiyorsa, bunu gerçekleştirmek için yalnızca Rabbine dua etmek ile yetinmemeli, daha da ötesi onu ortaya çıkarmak için çalışanlar ile birlikte çalışmalı, Allah’tan yardımını göndermesi ve onun bir an evvel kurulması için dua etmeli, sebeplere sarılırken Allah Subhanehû ve Teâlâ’ya halis bir şekilde yaptığı duada ısrarla yalvarmalıdır.

İşte tüm amellerde böyle olmalıdır. Zira kişiyi muhlis kılan; Allah Subhanehû ve Teâlâ için hareket etmesi ve Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e sadakat göstermesidir. Dua ederek, duasında ısrarla yalvararak… Vallahu Semi’um Mucîb; Allah İşiten’dir, İcâbet Eden’dir.

İşiten ve İcabet Eden Rabbimizin kabulüne mazhar olması temennisiyle makalemizi bir dua ile bitirelim, inşaAllah…

El-Hamdu Lillâhi Rabb-il ‘Âlemîn… Ve’l ‘Âkıbetu Lil-Muttekîn Ve-La ‘Udvâne İllâ ‘Ale’z Zâlimîn… Elhamdulillahi hamdezzakirin eşşakirin essabirin… Ve eşhedu en lailahe illallahu vehdehu la şerike leh… Lehulmulku velehulhamdu yuhyi veyumit… Vehuve ala kulli şey’in kadir… Ve’s Salâtu ve’s Selâmu ‘Alâ Rasulinâ Muhammedin ve ‘Alâ Âlihi ve Sahbihi Ecmâ’în…

Ey bizleri yoktan var eden Rabbimiz! Sen bizleri İslam ile şereflendirdin ve bizleri Müslümanlardan kıldın. Bu sebeple Sana şükrediyoruz, şükrümüzü daim eyle… 

Hatalı ve günahkâr kulların olarak ellerimizi Sana açtık. Çünkü bizi ancak Sen duyar ve ancak Sen merhamet edersin. Bizlere merhamet et, ya Rabbi!

Allah’ım! Rahmet ve Bereketini umduğumuz şu günümüzde, bütün günahlarımızdan Sana istiğfar ediyor ve yalnızca Sana sığınıyoruz, bizleri yardımsız bırakma!

Ey Rabbimiz! Sana tövbe üzerine söz veriyoruz... Sana istikamet üzerine söz veriyoruz... Sana ihlâs üzerine söz veriyoruz... Bizleri sözlerinde duran kullarından eyle… 

Ey, Azametiyle zalimleri korkutan ve Rahmetiyle mazlumları koruyan Allah’ım! İslam Ümmeti’ni düştüğü bu kötü durumdan kurtar. Yeryüzünün en şerefli mahlûkatı olan Müslümanları gerçek izzet ve şereflerine kavuştur. Bizleri Katından bir rahmet ve nusret ile destekle… 

Ey Rabbimiz! Bizi İslam ile İslam’ı da bizler ile kuvvetlendir… Bizi hiçbir kınayıcının kınamasından korkmaksızın hakkı söyleyenlerden kıl… 

Rabbimiz! Üzerimizdeki vahameti ve hezimeti kaldır. Yeryüzüne fesat ve küfür yayan, Müminlerin topraklarını işgal eden ve Müslüman kardeşlerimizi katleden kâfirlere, onların işbirlikçisi olan zalimlere ve bunlara ses çıkarmayan fasıklara karşı bize yardım et… 

Allah’ım! Müslümanlara eskiden sahip oldukları güçlerini tekrar iade et, onları koruyacak olan İslam ordularını tekrar oluştur. 

Allah’ım! Müslümanları tekrar küfrün bataklığından kurtar ve emirlerin doğrultusunda bir yaşam sürmelerine yardım et… İslam’ı hayata tekrar hâkim kıl… Bunu gerçekleştirecek olan Hilafet Devleti’ni en kısa zamanda inşa eyle… Bu Hak davada ayaklarımızı sabitleştir.

Rabbimiz! Salih kulların gibi bizi de Sana muhlis ve teslim olanlardan eyle. Üzerimizdeki nurunu tamamla ve bizleri bağışla. Şüphesiz Sen her şeye kadirsin.

Allah’ım! Bize dünyada ve Ahiret’te iyilikler ver. Bizi cehennem azabından koru. İbadetlerimizi kabul ve makbul eyle. Ramazan-ı Şerif’te ve sair günlerde Senin rızan için tuttuğumuz oruçlarımızı kabul eyle. Bizleri daha nice Ramazanlara kavuştur. 

Allah’ım! Sen İslam Ümmeti’ne yardım et. Bu Ramazan ayını İslam Ümmeti için nusret ayı kıl, Bu Ramazan ayını halifesiz geçirdiğimiz son ramazan kıl, Senin emirlerine göre hükmedecek bir halife ile bizleri koru… 

Ya Rabbe’l-Âlemîn! Bizi Raşid Halifelerin gibi izzetli kıl. Halife Ebubekir gibi, Halife Ömer gibi, Halife Osman gibi ve Halife Ali gibi izzetli kıl.. 

Bizleri Salahuddin Eyyubi gibi cesur kıl, Halife Mutasım gibi ihsaslı kıl, İstanbul’u fetheden Sultan Muhammed Han gibi fatih kıl, Halife AbdulHamid gibi dirayetli ve basiretli kıl… 

Allah’ım, bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi kaydırma. Bize Katından rahmet bağışla. Sen şüphesiz bağışlayansın.

Ya Erhamer Rahimin! Her şeye kadir olan Rabbimiz Sensin. Sana yalvarıyoruz ve yalnız Senden yardım diliyoruz… Bizleri yardımsız ve Sensiz bırakma… 

Rabbimiz! İşte bu Sana olan duamızdır… Rabbimiz İşte bu Sana olan duamızdır... Duamıza karşılık verecek olan yalnız Sensin…

Şanı yüce olan Allah tan başka hiçbir güç ve kuvvet yoktur…

Allahumme hazeddua… Allahumme hazeddua… Ve minkel icabeh… Vela havle vela kuvvete illa billahil aliyyil azim…

Ve ahiru da’vana enilhamdu lillahi rabbil âlemîn…



Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz